Adamın biri yabancı olduğu bir kasabada dolaşırken büyük abdesti gelir.
Fena halde sıkışmıştır. Oraya-buraya seyirtir. Tuvalet arar, bulamaz.
Sonra aklına gelir. Burası bir müslüman kentidir. Ve her caminin müştemilatında mutlaka bir umumi tuvalet olması gerekir. Gözlerini havaya çevirir ve bir minare görür. O yana doğru seyirtir ve tuvaleti bulur. Boş iki kabin; kapılarında birer su ibriği ve çubuğunu tüttüren; bir sandalyenin üstüne adeta tünemiş bir tuvaletçi görür.
İbriklerden birini kaptığı gibi kabinlerden birine dalar. İbrikçi arkasından var gücüyle bağırır.”
“- Bırak o ibriği, ötekini al.....”
“ Adamın tartışacak hali yoktur. Bırakır aldığı ibriği, ötekini alır ve içeri girer...
Ooohhhh... rahatlamıştır. Taharetlenir, dışarı çıkar, elllerini yıkar, parasını da verdikten sonra ibrikçiye sorar... ”
“- Yahu arkadaş içeride merak ettim, düşündüm. Bu ibriği değil de ötekini alsaydım ne olurdu?”
“İbrikçi mağrur bir ifadeyle çubuğndan iki nefes daha çeker; sandalyesine iyice gömülür ve soruyu yanıtlar...
“- BIRAK!... BİZİM DE BU KADAR FORSUMUZ OLSUN....”
KISSADAN HİSSE
Bir insana ya ihtiyaçtan ötürü, ya da ekmek yesin diye bir görev verirsiniz, o mutlaka bunun bir havasını gösterir…
O da bilir ki nihayetinde ibrikçi de olsa bir gün bu görevi sona erecektir…
Biz ne ibrikçiler biliriz şimdi esamesi bile okunmuyor. O yüzden koltuklara aşık olmak veya yapışmak da bir çare değildir…
VESSELAM
ADNAN KESİK

