HER GÜNE BİR HİKAYE

“Gülüşünü Saklayan Adam”
Sivrihisar’da bir gün, Ulu Cami’nin avlusunda Nasreddin Hoca oturmuş, gelen geçeni süzerken gözü bir adama ilişmiş. Adamın yüzü nurlu, bakışı berrak… Ama dudakları kilitli sandık gibi kapalı.
Hoca dayanamamış, seslenmiş:
— Bre arkadaş! Gönlünün aydınlığı yüzüne vurmuş da, sen hâlâ dişlerinin gülümsemesini saklıyorsun. Yoksa vergi mi var gülmeye?
Adam hafifçe tebessüm etmiş ama yine diş yok.
— Hoca, zaman kötü… İnsan çok gülerse hafife alınır, demiş.
Hoca eşeğine ters binmiş olduğu yerden doğrulmuş:
— Evlat, Sivrihisar’ın rüzgârı bile kayalara çarpa çarpa türkü söyler. Sen neyin korkusuyla gülüşünü saklarsın?
Adam:
— İnsanlar kıskanır, nazar eder…
Hoca kahkahayı basmış:
— Nazar, saklanan şeye gelir. Sen ışığı sandığa koyarsan, sandık çürür! Gülüşünü saklama ki gönlün pas tutmasın.
Sonra Saat Kulesi’ni göstermiş:
— Bak şu kuleye… Yıllardır rüzgâr yer, yağmur yer ama dimdik. Çünkü içi boş değil, sesi var. Sen de gül ki içinin sesi duyulsun.
Adam o an içten bir kahkaha atmış. Dişleri de görünmüş, gönlü de.
Hoca son noktayı koymuş:
— Unutma evlat, yüzündeki nur Allah vergisi; ama gülüşün sadakadır. Cimrilik etme!
Ve Hoca, eşeğini dürtüp Sivrihisar sokaklarında kaybolurken mırıldanmış:
— İnsan bazen ekmeğini değil, tebessümünü bölüşmeli…

VESSELAM 

ADNAN KESİK