Hayat bana öğretilerinin içerisinde en çok kendine güvenmeyi öğretti.
Hayatın çok acımasız beklentilere sürprizleri olduğunu da.
Dün oturup konuştuğun şakalar yaptığın kişinin bir gün bir daha hiç gelmeyecek şekilde gideceğini öğretti.
Kafamda deli sorular üretti çocukluğumun gidişine mi üzülmek lazım yoksa bile bile gidişine mi?
Farklı olabilirdi her şey işte, insan sevdikleri için kötüyü konduramaması ona yakıştırmaması bu aynen böyle oldu.
Baktım da arkasından hayatın ne kadar boş olduğunu hiçbir şeye üzülmenin önemsemenin çokta anlamsız olduğunu gördüm.
İnsanoğlunun gittiğinde geride bırakılan eşyalar kadar bile önem taşımadığını gördüm.
Bu zamana gelene kadar gidenin arkasından bunlar hep söylenir.
İnsanoğlu kadar dayanıklı hiçbir canlı yok demek ki bu dünyada.
Her şeyi kabulleniyor yaşama kaldığı yerden sıra gelene kadar devam edilebiliyor insan.
Öyle olmasaydı zaten insan denen varlık olmazdı.
Giden gittiği ile kalıyor geride ise yaşayabildiği kadarıyla bir hayatın anılarını bırakarak .
Bunlardan çıkarılan sonuç çok net önce ben demek. Kendine verilmesi gereken önemi vererek.
İnsanı kendinden başka
hiç kimsenin kendisi kadar düşünmüyor olmasını da.
Demek ki hayatın kurulu sabit düzeni bu.
Sevdiklerinize zaman ayırın sonradan keşke dememek için.
Sevgiler......
Emel Araz

