Elçi İbrahim’in Çağrısı: Haccın Asıl Manası
Elçi İbrahim’in ve son nebi Muhammed’in çağırdığı ev, daire ya da bina, aslında İslam’ın ta kendisidir.
Elçiler, insanları bu binaya, bu dine, yani İslam’ın koruyucu çatısı altına davet ettiler.
Allah ise bu davete icabet edenleri ağırlayan, koruyan oldu.
Bugün hac denilince çoğumuzun aklına Kâbe’nin etrafında dönmek, belirli ritüelleri yerine getirmek gelir.
Oysa bu anlayış, haccın özündeki evrensel çağrıyı gölgede bırakmaktadır.
Çünkü hac, yalnızca inananlara değil, tüm insanlığa yapılmış bir çağrıdır.
Bu çağrı, elçilerin insanlığı İslam binasına davet etmesidir.
İbrahim elçi bir temel attıysa, bu temel, Adem peygamberden beri fetret dönemine giren İslam’ın yeniden dirilişidir.
Allah, İbrahim’e “Sen insanları çağır, ben onları ağırlarım” buyururken, bu sözle açıkça İslam’a daveti emretmiştir.
Bu davet, taştan bir yapıya değil, İslam’ın manevi binasına yöneliktir.
Bir ayette geçen “Çağır, sana gelsinler” ifadesi dikkat çekicidir.
Eğer maksat Kâbe olsaydı, “Kâbe’ye çağır” denirdi.
Oysa burada bahsedilen, İslam’ın kendisidir.
Bu yüzden hac, bir taş yapının etrafında dönmekten ibaret değildir.
Asıl maksat, insanın –inanan veya inanmayan fark etmeksizin– elçinin inşa ettiği manevi evi, yani İslam’ı ziyaret etmesidir.
Sonuçta hac, bir iman ritüeli olmaktan öte, insanlığın tamamına yönelmiş bir çağrıdır.
Bu çağrı, İslam binasına davet edilen insanın kendi özüne dönüş yolculuğudur.
Kim bu çağrıyı duyarsa, o aslında elçilerin asırlardır süregelen davetine kulak vermiş olur.
Sebahattin Okumuş
Pendikli Gezgin – Yazar

