*Muhasebe*
Başımı iki elimin arasına aldım, düşündüm bu akşam iftar vakti.
Herkesin başkasının acısını küçümsediği, ve sadece kendi acısını önemsediği bu dünyada...
Kimsenin bir başkasından şikâyet etmeye hakkı yok aslında.
*Vicdan...*
Bazen iki insanın birbirini sevip kavuşamaması, imkansızlıkların, duyguların yetersizliğinden değil, olağan yaşam süresi içinde yaşanan yaşatılan olayların insanlardan daha karmaşık olmasından kaynaklanır.
İnsan zihni, özellikle ulaşamadığı şeylere daha güçlü anlamlar.negatif düşünceler yüklemeye yatkındır.
Bu yüzden imkânsız gibi gözüken herşey, insanın içinde daha derin iz bırakır.
Kişi sevdiği insanı kaybetmekten çok, onunla yaşayamadığı ihtimali düşünür.
"Ya bir daha şansımız olsaydı?" düşüncesi ilgi alakayı zamanla bitirmek yerine daha da koyulaştırır.
Bazen insan, yanında olana değil, içinde hep eksik kalan duyguyu taşır hayatı boyunca.
Evet, insanlar kavuşamayacağını bilse bile birbirini sevmeye devam eder.
Çünkü insan psikolojisi her zaman mantıklı hareket etmez.Duygular, gerçekleşme ihtimalinden bağımsız şekilde gelişir.
Özellikle derin bir bağ kuran kişilerde, birlikte olamamak en çok o kişiyi iç dünyasında yaşatmaya dönüşebilir.
Ulaşılmaz olan, imkânsız gibi görünen ilişkilerde bazen sevgi daha büyük olur.
Çünkü yarım kalan şeyler, insan beyninde tamamlama isteği oluşturur.
Buna umut, özlem ve hayal gücü denir. Bu üçü, duyguyu sürekli besler.
Bu yüzden iki insan birbirine ait hisseder ama hayat şartları, zaman, mesafe ya da engeller onları bir araya getirmede buluştukları an "bin nivanesine erişirler. Çünkü duyguların varlığı,eylemlerin gerçekleşmesine değil, hissedilmesine bağlıdır.
*Tıpkı benimde olduğu gibi...*
Dün gece ben de bu hayatın muhasebesini yaptım.
Önce eteğimdeki taşları döktüm. Sonra yüreğime sordum kendimi.
Sere serpe serdim bir bir ortaya. Çıkardım heybemdeki iyilikleri, hüzünleri... Yaptıklarımı, yapacaklarımı... Onun bendeki yerini kıskandım
Evet*"Ameller niyetlere göredir"* bir kez daha anladım. Hesap tamam.
Anladım ki gülermiş gibi görünürken, yürekten ağlıyormuş bazıları...
Mutlu anlar daha kıymete bindiğinde, mutluluğun ne olduğu şüphe öldürüyor Muş
En azından barındırdığım duygular, beni ve hayatımı daha özel kılıyordu.
Sıradan olmaktansa özel kalmak ve özel hissetmek... En ulvi duygu
Ve yazdığım her an kendimi bir o kadar mutlu ve özel hissediyorum...
Evet yazıyorum yazdıkça boşalıyorum bindiği dalı kesenler, rüzgâra göre esenler, çabuk kırılıp küsenler, yeriniz yok dünyamda
Şöyle bir geriye dönüp baktigimda:
Biz hamburger nedir bilmezdik, pizza bilmezdik.
Yufkayla dürüm yapmayı, sıcak bazlamaların arasına tereyağı sürüp içine köy peyniri koyup yemeyi bilirdik.
Açık büfeyi hiç duymadık, deniz nedir görmedik. Bidonlar denizimiz, dalların dibi serinliğimizdi.
Dolap bile yoktu, testilerden su içerdik ya...
Ama sofrayı bahçeye serip menemeni açık havada yemenin tadını iyi bilirdik.
İşte bu yüzden; saç üstündeki ekmeğin, ağaçtaki meyvenin ve sofradaki samimiyetin kokusunu bilenlerdendik.
Lezzeti zengin sofralarda değil, doğallıkta arardık, arıyoruz.
Neredesin bir su, dağın ardında kalan umudum, merhaba...
*Ne demiş Necip Fazıl Kısakürek:*
_Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak._
_Bu yağmur, delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden._
*KırıkKalem*
*Mesut Yiğit*

