… Bunlar insan olamaz

… Bunlar insan olamaz

 

 

MEDENİYET MASKELİ VAHŞET

BEBEK KATİLİ SIRTLANLARIN KANLI ŞÖLENİ

KIYAMET ALAMETİ BİR GAFLET

VE BÜYÜK UYANIŞIN ACİL VAKTİ!

 

Evet…
 

Laiklikten, özgürlükten, insan haklarından söz edenler var.
Demokrasiyi dillerinden düşürmeyenler var.
Medeniyet nutukları atanlar var.
Laikliği, bunlar kurmadı mı?
Cumhuriyeti,
Demokrasiyi.
Ve hani bunlar,
Faşizme,
Komünizme,
Krallığa vs.
karşıydılar.
Hani, insan insandılar
medeniydiler!

Oysa kimmiş bunlar;

"insan kılıklı canavarlar",

"modern zaman vahşileri"

 

Peki bu medeniyet maskesinin, perdesinin ardında ne yatıyor?

Peki, bu süslü vitrinin ardındaki o irinli cerahati görmüyor muyuz?

Peki, bu iğrenç tiyatro sahnesinin arkasında ne duruyor? 

Aslında hepsi birer tiyatro perdesiydi, birer vitrindi.

O perdenin, Vitrinin arkasında ise kanla beslenen bir canavar duruyor:
Çıkar canavarı.

Onların laikliği, özgürlüğü, demokrasisi;
Kendi çıkarlarına dokunulduğu an yırtılıp atılan birer kılıftan ibaret.

Kadehini masum bebeklerin kanıyla dolduran, 

Sofrasını annelerin çığlıklarıyla şenlendiren, 

Çocuk cesetleri üzerinde dans eden modern çağ yamyamları! 

Bu kokuşmuş sırtlan sürüsü, insan derisine bürünmüş şeytanlar ordusu! 

Bu bebek doğrayan vampirler, bu kan emici barbarlar, bu vicdanını satmış insan kılıklı yaratıklar!

Onların “medeniyet” dedikleri şey, tek dişi kalmış bir canavarın füze ve drone’la zırhlanmış hali! 

Çünkü onların Tanrıları güç, kıblesi petrol, peygamberi ise medya, kitabı ise dolar, çıkardır!

Ve bilin ki, Allah'ın Laneti, zulümde ısrar edenlerin üzerinedir! 

 

"Andolsun ki biz, insanları yaratmışız, onların içinden de cehennem için nice cin ve insan yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır ama onlarla anlamazlar. Gözleri vardır ama onlarla görmezler. Kulakları vardır ama onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da şaşkındırlar. İşte onlar gafil olanlardır." Araf 179

Bu ayet, tam da bu kokuşmuş sırtlanların, bu vicdansız vampirlerin, bu bebek yiyen canavarların tarifidir!

 

E NE OLDU ŞİMDİ
YILLARDIR NE İZLİYOR TÜM DÜNYA
KAN İÇİYORLAR,
BEBEK YİYORLAR.

 

İki yüzlü Batı'nın mahlukları "kan içiyorlar, bebek yiyorlar" "vahşetlerini medeniyet perdesiyle örtüyorlar", "insanlık suçlarını meşru müdafaa diye pazarlıyorlar"

Dünya, bir "medeniyetin" değil, yüksek teknolojili bir barbarlığın infaz ayinini izliyor.

Annelerin kucağında paramparça olmuş cennet kuşlarını seyrederken; "insan hakları" diyen o ağzı salyalı sırtlanların nasıl sustuğunu, hatta katile nasıl cephane taşıdığını görüyoruz.

 

Kudüs'te bir çocuğun gözyaşı, tüm dünyanın vicdanını yakmaya yetmelidir! Yetmiyorsa, bilin ki o vicdan çoktan ölmüştür!

 

Bu katiller, bu bebek avcıları, bu kan emici haydutlar; en gelişmiş füzeleriyle masumları doğramayı, modern zamanın en iğrenç ritüeli haline getirdiler.

Onlar, insan derisiyle kaplanmış şeytanlar;

Medeniyet adı altında barbarlıklarını kusuyorlar!

 

Peki bugün dünya ne izliyor?

Çocuk bedenleri.
Yıkılmış şehirler.
Susturulmuş üniversiteler.
Bombalanmış hastaneler.

Ve bütün bunlar olurken kullanılan cümle şu:

“Güvenliğimiz için.”

 

“İnsan hakları şampiyonu” diye geçinen bu ağzı salyalı sırtlanların nasıl alkış tuttuğunu, nasıl cephane taşıdığını görüyoruz! 

Bu katiller, bu bebek avcıları, bu kan tüccarları; 

En son model füzelerle kundaktaki yavruları doğramayı “güvenlik operasyonu” diye pazarlıyor! 

Bu, medeniyet değil; bu, insanlık tarihinin gördüğü en iğrenç, en aşağılık, en şeytani soykırım şölenidir!

 

Annelerin kucağında dağılmış minik bedenleri izlerken, 

Vahşetin adını "güvenlik" koydular!

Katliamı "meşru müdafaa" diye ambalajladılar.

Kendi konforlu sarayları sarsılmasın diye, binlerce bebeğin üzerine tonluk bombalar yağdırmayı "uluslararası hukuk" kılıfına soktular.

Bu, hukukun bittiği, canavarlığın yasalaştığı andır! 

 

 

Oysa Resulullah (sav) buyurdu:

"Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Eğer buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin ki bu da imanın en zayıf mertebesidir." (Müslim) 

 

Susmak, eliyle değiştirmemek, diliyle haykırmamak…

İşte bu, imanın zayıflığının değil, imansızlığın alametidir!

Bu korkak zalimler, bu bebek doğrayan cellatlar; güvenlik dedikleri şeyle kendi cehennemlerini kazıyorlar!

 

Sorular … sorular …

Çocukları parçalarken “medeni dünya” diye buna mı diyorsunuz?
Hastaneleri bombalarken “insan hakları” bunun neresinde?
Üniversiteleri vururken “özgürlük” hangi dilde bunu anlatıyor?
Hangi güvenlik bebek kafatasını parçalamayı gerektirir? 

Hangi güvenlik hastaneleri, anne kucağındaki yavruyu füze ile vurmayı haklı kılar? 

Bu güvenlik değil;

Bu, vahşetin en modern ambalajıdır! 

Bu, canavarlığın “uluslararası hukuk” kılıfına sokulmuş en iğrenç halidir! 

Bu bebek katili haydutlar, kendi konforlu villalarının bahçesinde barbekü yaparken, enkaz altında kalan çocukların çığlıklarını müzik diye dinliyorlar!

Onlar sadece bedenleri değil, vicdanları da paramparça ediyorlar.
Hem de göz göre göre, dünyanın gözü önünde.
Ve bu vahşeti “meşru müdafaa” diye yutturmaya kalkıyorlar.

Dünya, bir medeniyet değil, yüksek teknolojili bir katliam şovunu seyrediyor! 

ÖĞRENCİLERİ, EN GELİŞMİŞ FÜZELERLE VURUYOR,
BOMBALARLA PARAMPARÇA EDİYORLAR

 

Güvenlik mi?

Onların güvenliği dedikleri şey, bizim ölümümüz üzerine inşa ediliyor.
Ve buna seyirci kalan dünya da bu suça ortaktır.

VE NE DİYORLAR
İLERİDE BİZE DÜŞMAN OLURLAR DİYE ÖLDÜRÜYORUZ

Bu ne biçim bir mantıktır?
Bir çocuğu, henüz doğmamış suçu yüzünden öldürmek…
Bu, insanlık tarihinin gördüğü en büyük zulüm, en iğrenç en aşağılık, en rezil, en korkak, en Firavunvari savunmadır!
“İleride düşman olur” diye katletmek;

 

Firavun da aynı korkuyla erkek çocuklarını boğazlatmıyor muydu?

Henüz doğmamış bir çocuğun hayaline bile tahammül edemeyen bu korkak zalimler, aslında kendi sonlarını kendi elleriyle kazıyorlar

 

Firavun da “ileride bize isyan ederler” diye erkek çocuklarını boğazlatmıştı! 

Şimdikiler Firavun’un torunları, modern varisleridir.

Şeytanın ameleleri, modern çağın en aşağılık cellatları! 

Daha doğmamış bir çocuğun hayalini bile tehdit gören bu korkak zalimler, kendi sonlarını kendi elleriyle kazıyorlar! 

 

İşte bu, firavunlaşmanın ta kendisidir.
Firavun da “ben sizin en yüce rabbinizim” demişti, erkek çocuklarını boğazlıyordu.
Şimdikiler de aynı yolda, sadece silahları daha modern.

Unutmayın:

 

“Allah’ın tuzağı, zalimlerin tuzağından daha büyüktür!” Yûnus, 21

 

Onların her bir vahşeti, kendileri için kazılmış birer mezardır!

Her attıkları bomba, kendi kafalarına attıkları bir kazmadır!

 

Kur’an haykırıyor: 

“Bir cana kıymak, bütün insanlığı öldürmek gibidir.” (Mâide, 32) 

 

Ve yine Rabbimiz sorar:

"Hangi günahtan dolayı öldürüldü?" Tekvir, 9

 

Strateji masalarında harcanan o küçük, minicik bedenlerin hesabı ne BM’de ne Lahey’de görülecek; 

O hesap, mülkün asıl sahibi olan Allah’ın huzurunda, o bebeklerin gözlerinin içine baka baka sorulacak! 

 

Peygamberimiz (sav) buyurur: 

“Kıyamet gününde insanlar arasında ilk görülecek davalar kan davalarıdır.” (Buhârî, Müslim) 

 

Her damla masum kanı, ahirette bir dağ gibi karşınıza dikilecek! 

 

Bu kan emici vampirler, bu çocuk doğrayan sırtlanlar; o gün kendi elleriyle yaktıkları ateşin içinde yanacaklar!

 

Bu bebek katili sırtlanlar, bu geleceği yutan canavarlar; ihtimal üzerinden bir halkı yok etmeyi, kendi korkak ruhlarının bir yansıması haline getirdiler!

 

Bir çocuğun hayatını stratejiye indirgeyen akıl, medeniyet değildir.
Bir halkın geleceğini ihtimal üzerinden yok eden zihniyet, güvenlik değil korkudur.

Evet, korku…

Onlar öyle korkuyorlar ki, sadece bugünden değil, yarından da korkuyorlar.
O kadar güvensizler ki, kundaktaki bebek onlara tehdit.
Ama bu korku, onları zalim yapıyor.

 

Ve Allah buyurur:

“Zulmedenler, yakında nasıl bir dönüşle döneceklerini bilecekler.” Şuara 227

VE HEY SEN
 

BU YARATIKLARI HALA SEMPATİYLE KARŞILAYABİLİYORSUN ÖYLE Mİ?

VE SEN DE KENDİNİ BÖYLE YAPARAK, BİŞEY Mİ ZANNEDİYORSUN?

BU BEBEK KATİLLERİNE HALA “GELİŞMİŞ” Mİ DİYORSUN? 

 

BU KAN TÜCCARLARINA HALA HAYRANLIK MI DUYUYORSUN EY MANKURT? 

 

Hala bu kan tüccarlarına hayranlık duyan, onların yaşam tarzına öykünen, celladına âşık olmuş ey mankurt!

 

Sen, o bebeklerin kanı üzerine kurulmuş bu şatafata “uygarlık” "gelişmişlik" mi diyorsun?

Zulme rıza gösteren, zulmün ortağıdır! 

Bu vampirleri sempatik gören her zihin, o bombayı atan elin görünmez uzantısıdır! 

 

Unutma ki

 

"Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur." Hud 113

 

Onların sofrasına oturan, onların günahına da ortaktır!

Bu kokuşmuş sırtlanlara sempati duyan her ruh, her vicdan, kendi cehennemini elleriyle kazıyor!

Kendi cehennem biletini cebine koymuştur! 

 

Hadi söyle:
Bu insan kılıklı canavarları, bu modern zaman vahşilerini,
Bu bebek katillerini hâlâ “batılı dostlar” diye anıyor musun?
Onların medeniyetine, demokrasisine, insan haklarına hâlâ inanıyor musun?
Eğer inanıyorsan, bil ki sen de bu oyunun bir parçasısın.
Çünkü susan, dilsiz şeytandır.
Ve seyirci kalan, zalimin ortağıdır.

 

HELE, BU YAPILANLARIN MİLYONDA BİRİNİ MÜSLÜMANLAR YAPSAYDI

ŞİMDİ TÜM DÜNYA AYAĞA KALMIŞ

TÜM LİDERLER ŞANZELİDE DE EL ELE YÜRÜYOR

TÜM DÜNYA MEDYASI “İSLAM TERÖRÜ” DİYE ANIRIYOR, OLMAYACAK MIYDI?

Elbette öyle olurdu.
Onların medyası, onların liderleri, onların orduları…
Hepsi aynı şarkıyı söylerdi: “Terör, İslam, şeriat…”

 

Medyaları, vicdanları uyuşturan zehirli bir şırıngadır! 

Zulmün faili, öznesi “onlar” olunca haber, “biz” olunca terör! 

Bu ikiyüzlülük, insanlığın ortak vicdanına, yüzüne sürülmüş en iğrenç kapkara lekedir! 

Onlar için insanlık sadece kendi sınırları içinde başlar, ötesi ise sadece istatistikten ibarettir, bir rakam, bir “kayıp”tır! 

 

Rabbimiz buyurur: 

“Münafıklar sana geldiklerinde: ‘Biz şehadet ederiz ki sen gerçekten Allah’ın Resûlü’sün’ dediler. Allah da bilir ki sen gerçekten O’nun Resûlü’sün. Allah şehadet eder ki münafıklar kesinlikle yalancıdırlar.” (Münâfikûn, 1) 

 

İşte bu iki yüzlüler, münafıklardan farksızdır! 

Bu yalan makinesi sırtlanlar, bu vicdansız medya canavarları; hakikati boğup yalanı besliyorlar!

 

Peki şimdi ne söylüyorlar?

Ya susuyorlar ya da “tarafları itidale davet ediyorlar”.

Ne tarafları be?

Bir tarafta tanklar, füzeler, jetler; diğer tarafta taş ve dua.

Bu nasıl bir denklik?
Bu nasıl bir adalet?
İşte size çifte standardın çırılçıplak fotoğrafı.
Ama biz buna alıştık.
Onların adaleti, güçlüden yanadır.
Onların hukuku, zalimi korur.
Çünkü onların kitabı yok, vicdanı yok.
Onların tek kitabı: Güç.

 

YA BİZ NE ZAMAN UYANACAĞIZ?
KRAVAT GİYİYOR DİYE, KRAVATA BAKIP
BU YARATIKLARI İNSAN MI ZANNEDECEĞİZ?
BU YAPILANLARI NORMAL Mİ KARŞILAYACAĞIZ?

Uyanmak ne zaman?

Uyandığımız gün;

Tarafgir değil, adil olduğumuz gün olacak.

Kim yaparsa yapsın, “Bu yanlıştır.” diyebildiğimiz gün olacak.

Mazluma dinine, ırkına, coğrafyasına bakmadan sahip çıktığımız gün olacak.

 

Her gün “Gözlerimizin önünde çocuklar ölürken, bir nesil doğranırken, biz hangi gaflet uykusunun rüyasındayız? 

Hangi gaflet bizi bu kadar sarhoş etti?

Onların kravatına, takım elbisesine, kibar dillerine aldanıp da içindeki canavarı görmüyor muyuz?

Kravatlı katillerin, takım elbiseli barbarların kibar dillerine daha ne kadar kanacağız? 

Yoksa görmezden mi geliyoruz?

 

İnsanlık deri koltuklarda değil, enkaz altındaki o tozlu minik parmaklardadır! 

 

Peygamberimiz (sav) buyurur: 

“Biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu da imanın en zayıf mertebesidir.” (Müslim) 

 

Susmak, haykırmamak, buğz etmemek…

Bu, imanın değil, imansızlığın alametidir! 

 

Peygamberimiz (sav) buyurur:

"Biriniz, rüyasında bir nehri geçmeye çalışırken takılırsa, bu kimse kendi nefsini hesaba çekmelidir."(Tirmizi) 

Kendi nefsimizi hesaba çekme vakti gelmedi mi?

Bu vahşeti sıradanlaştıran her ruh, kendi kıyametini hazırlıyor!

Bu gaflet uykusundan uyanmayan her Müslüman, kendi elleriyle zulmün ortağı oluyor!

 

Medeniyet, üniformayla gelmez; merhametle gelir.
 

Eğer güç, haklılığın yerine geçmişse;
Eğer hukuk, çıkarın arkasına saklanmışsa;
Eğer medya adalet değil algı üretiyorsa;

O zaman mesele ideoloji değildir.
Mesele vicdandır.

Unutma ki;

"Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa size de ateş dokunur!" Hud, 113

Bu bir uyarı değil, ilahi bir yasadır!

 

Bu vicdansız, bu bebek katili canavarlara, bu kan emici, tüccarı sırtlanlara karşı susmak, cehennem ateşine odun taşımaktır!

Kıyamet gününde yüzümüzü en kara utançla kaplayacak en büyük vebaldir! 

En büyük utançtır!

 

Uyanın ey ümmet! 

Uyanın ey vicdan sahipleri! 

Bu zulüm karşısında susan, yarın o bebeklerin gözlerine bakamayacaktır!

 

Ve yine,

"Kim bir Müslümana yardım ederse, Allah da ona dünya ve ahirette yardım eder." (Müslim)

Yardıma muhtaç olan sadece Müslümanlar değil, tüm insanlık!

Ama bilmiyor muyuz?
Her bir damla kan, Allah katında sorulacak.
“O çocuk neden öldü?” sorusuna verecek cevabımız var mı?
“Seyrettim, üzüldüm, sonra kahvemi içtim” diyecek miyiz?

Allah buyurur:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Maide 8)

Vicdan… 
İşte asıl kaybettiğimiz şey.
Vicdanımızı o kadar çok uyuttuk ki, artık sarsılsa da uyanmıyor.
Ekranlarda akan kan, bizim için sıradan bir haber bülteni.

 

Adalet, dost için değil; düşman için sınanır. 

Adalet yalnızca bize uygulanıyorsa, o adalet değil, kabileciliktir! 

 

Ve evet, çifte standart gerçektir.

Aynı fiil birinden gelince “savunma”,
Ötekinden gelince “terör” sayılıyorsa;

Sorun din değil, güç dengesidir! 

Peygamberimiz (sav) buyurur:
“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”
Sahabe sorar: Zalim olana nasıl yardım ederiz?
Cevap: “Onu zulmünden alıkoyarak.”

İşte bizim savaşımız budur! 

Zalimi zulmünden koparıp almak, dünyayı bu şeytani cinnetten kurtarmaktır! 

Onlar vahşileştikçe biz merhameti, onlar yıktıkça biz adaleti inşa edeceğiz, yükselteceğiz! 

Bizim öfkemiz kuru bir nefret değil, ilahi bir adaletin tecelli etmesi için duyulan kutsal bir sancıdır! 

 

Zulüm karşısında susan dilsiz şeytandır;

Zulmü alkışlayan ise cehennemin çığırtkanıdır!

Bu katil sürülerine karşı ayağa kalkmayan her vicdan, kendi mezarını kazıyor!

 

İşte burada durmalıyız.

Evet, zalime karşıyız.

Ama zalime benzeyerek değil.
Onların vahşetine karşı çıkarken,

Kendi dilimizi vahşileştirmemeliyiz.
Onlar bebekleri öldürürken,

Biz insanlığı öldürmemeliyiz.
Çünkü zulme karşı durmanın yolu, zulmün yöntemlerini kullanmak değildir.
Bizim silahımız haktır, adalettir, merhamettir.
Onların silahı füze, bizim silahımız duadır.
Onların gücü petrol, bizim gücümüz imandır.

 

Ve unutma:
Sonunda kazanan hep hak olacaktır.
Çünkü Allah, zalimi sevmez.

 

Gerçek duruş;
Ne zalime alkış tutmaktır,
Ne de zulme benzeyerek karşı çıkmaktır.

 

Çünkü

Zulüm kimden gelirse gelsin zulümdür.
Mazlum kim olursa olsun mazlumdur.

 

Kravata bakarak insanlık ölçülmez.
Slogana bakarak medeniyet anlaşılmaz.
Silahın teknolojisi değil, niyeti belirleyicidir.

Niyet…
Onların niyeti ne?
Toprak, petrol, hegemonya…
Bizim niyetimiz ne olmalı?
Hak, adalet, insanlık…
Eğer biz de sadece Müslümanlar öldürülüyor diye ayağa kalkıyorsak,
Bu, iman değil, kabileciliktir.


Çünkü

Müslüman, her mazlumun yanındadır

Yahudi de olsa, Hıristiyan da olsa, ateist de olsa…

Zulüm kimin başına gelirse gelsin, Müslüman onun yanında olmalıdır.

İşte o zaman gerçek adalet olur.

İşte o zaman “uyanmış” oluruz.

 

Ve unutmayalım:

Öfke haklı olabilir.

Ama yöntem yanlışsa haklılık kirlenir.

 

Çünkü biz, “Hangi cana kıyılırsa kıyılsın” dertlenen bir Peygamber’in ümmetiyiz! 

Çünkü Müslüman, sadece kendi canı yanınca ağlayan değil;

Komşunun evi yanınca da koşandır.

Gerçek Müslümanlık;

Sadece kendi yaramız kanayınca bağırmak değil, dünyanın öbür ucundaki sızıyı kalbinde hissetmektir!    

İşte o gün, biz gerçekten Müslüman olacağız.

 

Peygamberimiz (sav) buyurur: 

“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz, onu hakir görmez.” (Müslim) 

Bu hadis, sadece Müslüman kardeşimiz için değil; zulme uğrayan her insan için bir emirdir! bir düsturdur!

 

Bu bebek doğrayan cellatlara karşı susmak, ümmetin onurunu yerle bir etmektir!

 

Peygamberimiz (sav) buyurur.

 “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”

 

Bugün insanlığa en faydalı iş, zulme karşı durmaktır.

Hangi coğrafyada olursa olsun.

 

Çünkü Müslüman; 

Güce değil, hakka yaslanır.

Çoğunluğa değil, doğruya tutunur.

Alkışa değil, hesaba inanır.

 

Ve hesap günü…

O gün herkes önünde durup verecek hesabını:

 

Yani demem o ki:

Dünya güçlülerin değil;

Hesap gününde adil olanların olacaktır.

Ve o hesap günü geldiğinde; sustuğumuz her anın, çevirdiğimiz her kafanın, yuttuğumuz her lokmanın hesabı sorulacak.

"Hesap gününde sorulacak: sen ne yaptın?"

"Gücün vardı neden durdurmadın?

Sesin vardı neden haykırmadın?"

“Ey kulum, şu çocuk neden öldü, sen ne yaptın?”

 “Güçlüydün, sustun.”

 “Kalabalıktın, ses çıkarmadın.”

 “Ekranların önünde yemek yedin, seyrettin.”

Denildiğinde, başımızı öne eğmeyecek bir duruşumuz olsun! 

İşte asıl uyanış o gün olacak. 

Ama iş işten geçmiş olacak.

 

Öfkemizi insanlığa karşı değil,

Zulme karşı diri tutalım.

Ama dilimizi de insanlığımızdan düşürmeyelim.

 

Gerçek medeniyet;

Bombayla değil, merhametle kurulur.

 

Ama unutmayın:   

 

Merhamet, zalime boyun eğmek değil; mazluma kalkan, zalime “Dur!” diye haykıran bir celalettir! 

Rabbim bizleri uyananlardan, uyandıranlardan, mazlumun yanında dimdik duranlardan eylesin. 

 

Ama merhamet, zulüm karşısında susmak değildir.

Merhamet, zalime “dur” diyebilmektir.

Merhamet, mazlumun yanında olmaktır.

Ve en büyük merhamet, insanlığı bu vahşetten kurtarmaktır.

Biz bunu yapana kadar, her gece gökyüzüne baktığımızda,

O bombalanan çocukların gözleri bize bakacak.

Ve soracak:

 “Siz neredeydiniz?”

Ve

"Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz bu, huşu duyanlardan başkasına ağır gelir." Bakara 45

 

"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz." Ankebut 57

 

İşte o dönüşte, bu gafletimizden utanmayacak mıyız?

Bu kokuşmuş zalimlere karşı durmayan her ruh, kendi cehennemini sırtında taşıyor!

 

İşte o soruya verecek bir cevabımız olsun.

Allah’ın izniyle.

Gayret bizden, zafer Allah'tandır!

 

Âmin.

 

Sevgiyle.

 

 

Unutma ki;

 

Furkan ile hakkı bâtıldan ayıramayanın
basireti zamanla körelir.

Ferasetten mahrum kalan,
gördüğünü sanır ama hakikati ıskalar.

Olayların arkasındaki hakikati göremez;

Hikmetle yoğrulmayan bilgi,
insanı yükseltmez; yalnızca yük olur.

İzan ise;
aklı kibirden, kalbi savrulmaktan koruyan, dengeleyen
son ölçü, son denge, son terazidir.

 

Ve bil ki; 

 

Önyargısız, samimi ve cesurca sorgularsan,
hakikat sana bilgi olarak değil,
hikmet olarak sunulur.

 

 

Bu yolculukta seni ileri taşıyacak olan;
ne kalbin tek başına sesi
ne de aklın kuru hesaplarıdır.

Seni hakikate ulaştıracak olan,
 

Kalbin sesiyle aydınlanan bir akıl,
aklın ışığıyla derinleşen bir kalptir.

 

erolyazıcı /abbeyt♥️
hakikat yolunda bir yolcu
02.03.2026, pazartesi

 

 

Siz ne düşünüyorsunuz?
 

Paylaşın…
belki bir cümleniz, başka bir gönülde
bir kapıyı aralar.

Yorumlarınızı aşağıya bekliyoruz.
Teşekkürler, sevgiler, saygılar…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Erol Yazıcı04 Mart 2026 12:39

    TEŞEKKÜRLER HASAN ÖZAYDIN - SEVGİLER [20:20, 02.03.2026] E HASAN ÖZAYDIN KADIKÖY: Erol bey zannediyorum sizi yazılarınızda nda anlaşılıyor gelişmeler herşey çok üzüyor.Kainatın bir sahibi var bizim içinde benim yeryüzündeki temsilcilerim diyor.nokta.kıymetli Erol bey ağabeyim.peder ne der kader ne der.?. [20:22, 02.03.2026] E HASAN ÖZAYDIN KADIKÖY: Huzurlu Ramazanlar ve gelecekler Kâdirmevlamdan dilerim.