Bir Gezginin Yazı Felsefesi – I
Yol ile Kalem Arasında
Masamın üzerindeki kalemle bakışıyorum.
Uzun zaman oldu onu elime almayalı… Üç gün mü, beş gün mü bilmiyorum. Ama mesele zaman değil; mesele, insanın kendinden uzaklaşması.
Çünkü ben yürüyen biriyim.
Yol bana tanıdık, durmak yabancı.
Kalem masanın üzerinde uzanmış. Tıpkı yola çıkmayı bekleyen bir yolcu gibi… Sessiz ama ısrarcı. Ucu açılmış, keskin. Sanki kurulmayı bekleyen cümleler onun ucunda birikmiş.
Bir an durup düşünüyorum:
Yürümekle yazmak arasında gerçekten fark var mı?
Yolda ayaklarım neyse, masada kalemim o.
Yol neyse kağıt o.
Ve ben… her ikisinde de bir varış değil, bir geçişim.
İnsan yürürken yalnız olduğunu sanır. Hele gece… Issız bir yol, uzayan gölgeler, bilinmeyene doğru atılan adımlar. Ama o yalnızlık bile kalabalıktır. Düşünceler eşlik eder, korkular konuşur, hatıralar omuzuna dokunur.
Yazmak da böyledir.
Kalemi elime almadan önce içimde bir ürperti dolaşıyor. Kağıtlar hafifçe kıpırdıyor sanki. Rüzgâr yok ama bir hareket var. Tanıdık bir his… Gece yürüyüşlerimde, kimsenin olmadığı anlarda hissettiğim o görünmez eşlik.
Belki adına “ilham” diyoruz.
Ama belki de bu, insanın kendinden kaçamayışıdır.
Kalemi elime alıyorum.
İçimden bir ses konuşuyor:
“Neredeydin?”
Bu soru bir kalemin sorusu değil aslında. Bu, yolun sorusu.
Yolu bırakan yolcuya sorulan bir hesap.
Çünkü yazmak da yürümek gibidir.
Bırakırsan seni terk eder.
Devam edersen seni taşır.
Elim kağıdın üzerine gidiyor. Tıpkı ayağımın yola değdiği ilk an gibi… Önce bir tereddüt, sonra teslimiyet.
Düşünceler yukarıdan yağan bir yağmur gibi inmeye başlıyor. Cümleler oluşuyor. Kalemin ucundan siyah bir yol dökülüyor beyaz kağıdın üzerine.
Sıcak… taze… yeni dökülmüş bir asfalt gibi.
Ve ben o yolda yürüyen ilk yolcuyum.
Okuyanlar sonra gelecek.
Belki biri o yolda kendini bulacak.
Belki biri kaybolacak.
Ama mutlaka bir iz kalacak.
Çünkü yazmak iz bırakmaktır.
Yürümek de öyle.
Ama her yol kesintisiz değildir.
Bir yerde duruyorum.
Kalem susuyor.
Çünkü elim duruyor.
Elim duruyor çünkü zihnim yoruluyor.
Ve o an anlıyorum:
Yol da yazı da zorlanmaz.
Ne kadar istersen iste, bazen durmak gerekir. Çünkü durmadan yürüyen yolu hissetmez. Durmadan yazan da kelimenin ağırlığını taşıyamaz.
Kalem elimde sessizleşiyor.
Ama bu bir bitiş değil.
Bu, bir mola.
Çünkü bilirim…
Yol beni yine çağırır.
Kalem beni yine bulur.
Ve ben…
Yine yürürüm.
Yine yazarım.
Çünkü bazı insanlar yol için yaratılmıştır.
Bazıları kelime için.
Ben galiba ikisinin kesiştiği yerdeyim.

