Bir Gezginin Yazı Felsefesi 4

Bir Gezginin Yazı Felsefesi 4 – Yolun Yazdığı Yer
Yazı masada başlamaz her zaman…
Bazı yazılar vardır ki, önce ayaklarda birikir.
Benim yazım yürüyerek oldu.
Kalemi elime almadan önce yollar geçti içimden.
Cümle kurmadan önce mesafe kat ettim.
Pendik’ten Bayburt’a uzanan o yirmi sekiz gün…
Her gün biraz daha az konuştum,
ama içimde daha çok şey söylendi.
Yol sessizdir ama öğretir.
Hem de öyle bir öğretir ki,
kitapların sayfalarına sığmaz.
Bolu Dağı’na çıktığım o gün…
Yedi saat sürdü çıkıp inmek.
Zaman uzadı, yol ağırlaştı,
bedenim itiraz etti.
Ama insan tam orada öğreniyor:
Sınır dediğin şey, biraz daha yürüyünce geride kalıyor.
Nefesim daraldığında anladım…
İnsan aslında nefesiyle değil,
iradesiyle yürür.
Ve en garibi şuydu:
En çok zorlandığım yerde,
en duru cümleler kuruldu içimde.
Demek ki yazı rahatlıkta değil,
zorlukta doğuyordu.
Gümüşhane, Şiran yolu…
O uzun, bitmek bilmeyen yokuş…
Her adımda içimden bir şey eksildi.
Bir yük bıraktım orada,
ama ne olduğunu tam tarif edemem.
Belki kendime fazla geliyordum.
Yokuş bittiğinde hafiflemiştim.
İşte o an anladım:
Yazı, anlatmak değilmiş…
Yazı, fazlalıkları atmaktı.
Ben artık yazıyı kurmuyorum.
Yazı beni kuruyor.
Kalem sadece yetişiyor bana.
Asıl metni yol yazıyor,
ben sonradan temize çekiyorum.
Ve biliyorum ki…
Henüz yazmadığım en iyi cümleler,
henüz yürümediğim yollarda duruyor.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.