PİS KİŞİ
Pis kişi, dışarıdan tertemiz görünür bazen.
Gülümser, “ben iyi niyetliyim” der, el sıkışır, “sadece gerçekleri söylüyorum” diye savunur kendini.
Ama kelimeleri keskindir, fark ettirmeden yaralar.
Bir bakarsın, sen kendini sorgularken, o başkalarının masumiyetini kirletmiştir bile.
Pis kişi kötülüğü büyük olaylarla yapmaz.
O, damla damla zehirler insanı.
Bir sözüyle seni küçültür, bir bakışıyla seni değersiz hissettirir, bir susuşuyla seni cezalandırır.
Ve sonra “ben ne yaptım ki?” der.
İşte orada anlarsın, kötülüğün en tehlikeli hali bilinçli masumiyettir.
Pis kişi, yaptığı fenalığın etkisini bilir.
Bilir ama inkâr eder.
İnkâr ettikçe büyür, büyüdükçe başkalarını da o pisliğin içine çeker.
Pis kişi, kendi yalanına iman etmiş bir münafıktır.
Öyle ustadır ki, kendi yalanını bile doğru sanır bir süre sonra.
O, sadece seni değil, kendini de kandırır, ama en çok gerçeğin huzurunu kirletir.
Vicdanı sustuğunda kendini güçlü zanneder,
Halbuki o güç sadece çürümüş bir hâkimiyettir.
İyiliğin eksikliğinden doğan bir zorbalıktır.
Pis kişi, iyi insanları hedef alır.
Çünkü onların merhametiyle oynayabilir, onların vicdanına sığınabilir.
Sen üzülürken o rahat uyur, sen düşünürken o yeni bir plan yapar.
Sen affetmeyi düşünürsün, o yeniden saldırmanın yolunu.
Ve sonunda hep aynı şeyi söyler.
“Ben sadece doğruları söyledim.”
Oysa doğruların bile pis ellerde kirlenebileceğini bilmez.
Çünkü onun doğrusu, kendi çıkarının şekil değiştirmiş hâlidir.
Pis kişi, gerçeği kullanır ama hakikate hizmet etmez.
Bir aynaya bakar gibi konuşur, ama yansıttığı sadece kendi çirkinliğidir.
Pis kişi, kötülüğü yaparken değil, kötülüğünü haklı çıkarmaya çalışırken tanınır.
Çünkü kötülük, savunulduğu anda karakter olur.
Ve o anda anlarsın.
Temiz bir yüzün ardında, kirli bir kalp nasıl da parfüm gibi saklanabiliyormuş.
ALINTI

