Ramazan ayı her geldiğinde büyüklerimizden duyduğumuz ilk meşhur cümledir...
"Nerde O Eski Ramazanlar" Peki niçin özlenilir o eski ramazanlar, nasıl olurdu, ne yapılırdı da bu kadar anılır, aranır oldu?
Biz biraz daha eskiye "Osmanlı'da Ramazan Geleneklerine" kadar gittik. Bakalım nasıl olurmuş O Eski Ramazanlar...
Ramazan Müjdesi:
Günümüzdeki gibi gelişmiş teknikler olmadığı için Osmanlı döneminde Ramazan'ı zamanın ilim adamları olan kadılar belirliyordu.
Ramazan Ayı'nın gelmesi, ayın doğuşuna bağlıydı. Ayı takip eden kadılar, yüksek tepelere çıkıp gözlem yaparak Ramazan Ayı'nın gelişi haberdar ederdi. Haberi müjdeleyenler ödüllendirilirdi.

Diş Kirası:
Osmanlı zamanında iftar saatinde kapıyı çalan çalan kişi kim olursa olsun asla geri çevrilmezdi. Durumu iyi olan insanlar tarafından konaklarda ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulur, bu iftarı düzenleyen ev sahibi iftar için gelen misafirlerine diş kirası diye tabir edilmiş isim altında, altın ya da gümüş akçeler dağıtır, hediyeler verirdi.
Cerre Çıkmak:
Osmanlı zamanında eğitim görülen medreselerde yazın yapılan tatiller mübarek üç aylarda yapılırdı. Bu yaz tatillerinde medresede eğitim gören talebeler halkı aydınlatmak ve kendi dini bilgilerini pekiştirmek amacıyla ülkenin farklı farklı yerlerine gönderilirlerdi.
Cerr kelimesinin anlamı ise cezbetmek, kendine çekmektir.
Narh Defteri:
Ramazan ayında halkın çıkarlarını korumak için özellikle gıda maddelerine devlet tarafından bir narh belirleniyordu yani o ayda yüksek fiyatları
önlemek için devlet tarafından fiyat sabitlemesi getiriliyordu. Fiyatların belgelendiği bu deftere narh defteri deniyordu. Esnaf bu konuda bilgilendirilerek Ramazan ayında da rahat alışveriş sağlanıyordu. Narh'a uymayıp tartıda hile yapan esnaflar cezalandırılıyordu. Bu ceza; üzerine zil takılı ve kurnaz olup halkı kurnazlık yaparak kandırdığını ima eden kenarına tilki kuyruğu asılmış tahdan bir boyunduruk olurdu.

Zimem Defteri:
Ramazan aylarında varlıklı olan insanlar, rastgele bir yerdeki herhangi bir esnafa girip
o dükkânın sahibinden veresiye defterini yani zimem defterini çıkarıp göstermesini isterlerdi. Defterin başından, sonundan ve ortasından rastgele herhangi bir yeri seçip bu kişinin borçlarını silin deyip, borcun ödemesini yaparlardı.
Sadaka Taşları:
Osmanlı’da sadaka taşları da vardır. Sadaka taşları dediğimiz şey, taş bloklardan yapılan ortası çukur yüksek taşlardır. Bu taşlar türbe ve camilerde bulunurlardı. Sosyal dayanışmanın temsilcisi olan sadaka taşları fakirler tarafından umut kapısı olarak görülürlerdi. Ramazan’da bu taşlara ayrıca özen gösterilirdi. Bu taşların üzerine ramazan ayı boyunca genellikle varlıklı kişiler bir miktar altın ve gümüş akçeler bırakır, ihtiyaç sahibi kişiler de bu akçeleri alırdı. Ne bırakan ne de alan birbirini görmez ve bilmezdi.

Hırka-i Saadet Merasimi:
Ramazanın 12. Günü çok büyük bir önem teşkil ederdi. Has oda denilen odada korunan kutsal emanetler bulunurdu. Bu oda ramazanın 12. Gününde temizlenip gül suyu ile yıkandıktan sonra amber yakılırdı. Devletin önemli yerlerinde bulunan insanların bulunduğu bir tören ile padişah tarafından hırka-i saadet çıkarılır ve ziyaretçilerin görmesine izin verilirdi.

Ramazan Ayı Eğlenceleri:
Ramazan ayı ibadetlerin yanı sıra birazda festival havasında geçerdi. Sahur zamanına kadar olan süreçte karagöz, ortaoyunu, meddah gibi oyunlar sergileniyor ve yetenekli insanlar bu oyunlarla hünerlerini sergileme fırsatı buluyorlardı. Aileler kendi içlerinde yüksük oyunu, tura oyunu, yıldız sayma, yumurta saklama gibi oyunlar oynayarak eğlenirlerdi. Bunun yanı sıra ise sahur vaktine doğru davul ile mani söyleyenler ortaya çıkar karşılığında giysi, yiyecek ve para alırlardı.
Huzur Dersleri
Ramazan gelenekleri arasında sayılacak bir
diğer gelenek ise huzur dersleridir. Bu dersler Ulemadan belli sayıda kişiler seçilir ve bunlar günlere bölünürdü. Bu günlerde en bilgili alimin ayetleri tefsir etmesiyle geçerdi dersler. Dersler gerçekleştirilirken katılan kişi padişah dahi olsa diz çökerek derse katılırdı.
Mahyacılık:
Osmanlı zamanında var olan mahyacılık o günden bugüne gelmeyi başarmıştır. İlk önce İstanbul’da başlayan bu gelenek daha sonradan Anadolu’ya yayılmıştır. İki minaresi olan camilere asılan mahyaların ilk yapıldığı camiler Beyazıt ve Fatih camiidir. Bu mahyalara ramazan ayında hadis ve güzel sözler yazılırdı. Asılan mahyaların ışık saçması için içine kandiller dökülürdü, bu kandiller iftar ve teravih arasında yanardı. Mahyaların çocuklar içinde ayrı bir heyecanı vardı. Işık saçan mahyaları başta çocuklar olmak üzere insanlar görmek için özellikle dışarı çıkarlardı.

Arife Çiçekleri:
Adından da anlaşılacağı üzere Bayramdan birkaç gün önce çıkılan alışverişte alınan giysileri giyip arife günü sabırsızlıkla sokakta dolaşan çocuklardan dolayı kalmıştır Arife Çiçeği kavramı.
Bayram:
Bayram mı?... onu da bayrama sakladık
Peki nerede o eski Ramazanlar?
Derleyen: Sinan Acartürk

