Gündem
Yayınlanma : 06 Şubat 2026 14:19
Düzenleme : 06 Şubat 2026 14:33

Metin Yazıcı'dan Deprem ve Savaş İlişkisine Dair Çarpıcı Değerlendirme

Metin Yazıcı'dan Deprem ve Savaş İlişkisine Dair Çarpıcı Değerlendirme
Metin Yazıcı, depremin yalnızca doğanın değil, ihmallerin ve alınmayan önlemlerin sonucu olarak bir felakete dönüştüğünü belirterek, insanlığın afetler karşısındaki dayanışması ile savaşlardaki yıkıcılığı arasındaki çelişkiye dikkat çekti

Gazeteci–Yazar Metin Yazıcı, kaleme aldığı köşe yazısında Türkiye’de yaşanan deprem felaketini, Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanındaki “herkesin olacağını bildiği ama kimsenin engellemediği cinayet” metaforuyla değerlendirdi. Depremin doğal bir olgu olduğunu ancak ihmaller, denetimsizlikler ve yanlış uygulamalar nedeniyle bir felakete dönüştüğünü belirten Yazıcı, “Bir kişi daha kurtarılabilir miydi?” sorusunun hayati bir vicdani ve hukuki sorgulama olduğunu ifade etti.

İşte Yazıcı'nın 'BİR SAVAŞ BİN DEPREM' başlıklı köşe yazısı:  

 

KIRMIZI PAZARTESİ

Nobel Ödüllü Yazar Gabriel Garcia Marguez'in Kırmızı Pazartesi adlı romanında işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayetin öyküsü anlatılır.

Bu anlamda Türkiye'de yaşanan deprem felaketi Kırmızı bir Pazartesi'dir!

 

BİR SORU!

Bir kişi daha canlı olarak kurtarılabilir miydi?

Bu sorunun cevabı evet ise ihmalden ölüme sebebiyet vermek suçu işlenmiş sayılır ve sorumluların cezasız kalmaması gerekir.

 

DOĞAL OLMAYAN BİR ŞEY VAR!

Yaşadığımız felâketi, doğal afet olarak nitelendiriyoruz. Bu tanım pek doğru değil! Evet, deprem doğal bir olgu ancak doğal olmayan bir takım uygulamaların, ihmallerin sonucunda afete dönüşebiliyor. Nitekim Japonya'da da depremler oluyor, fakat bunlar artık bir afete dönüşmüyor.

 

GERİYE İNSAN KALDI!

Hangi coğrafyada yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi inanca yakın dururlarsa dursunlar yaşanan felâket herkesin yüreğini sızlattı. Bu süreçte Yunanistan, İsrail, ABD, Rusya, Çin, Mısır, İspanya, Japonya gibi 76 ayrı ülkeden deprem bölgesine akın eden arama kurtarma ekiplerinin (toplamda 9 bin 793 kişinin

kendi hayatlarını da tehlikeye atarak) hayat kurtarmak için yarıştıklarını gördük, kurtardıkları her hayat sonrası sevinç çığlıklarını duyduk. Farklılıkların önemsizleştiği, düşmanlıkların anlamsızlaştığı bir olgunluğa şahit olduk. Akla gelebilecek her türlü diğer ayrıntı elendi ve geriye sadece insan kaldı.
 

İNSAN İNSANA BUNU YAPAR MI?

Doğal bir deprem olgusunun ihmaller ve tedbirsizliklerle desteklenince (!) felâkete dönüştüğünü bir kez daha gördük. Netleşmemiş olmakla birlikte Türkiye'de 50 binin üzerinde insan, hayatını kaybetti.

 

Ama tarihte bunun daha kötüleri de yaşandı. Hem de doğal olmayan nedenlerle ve de insan eliyle!

 

Örneğin 1. Dünya Savaşı'nda 65 milyon asker (insan) birbirlerini öldürmek üzere savaştı.

6 milyon 600 bin sivil, 10 milyon asker olmak üzere toplamda 16 milyon 600 bin insan açılan ateş ve atılan bombalarla öldürüldü!

 

Yine 2. Dünya Savaşı'nda 70 milyon asker (insan) silaha sarıldı.

27 milyon Sovyet, 10 milyon Çinli, 6 milyon Yahudi, 6 milyon Alman, 3 milyon Polonyalı, 2,5 milyon Japon, 1,5 milyon Yugoslav olmak üzere, toplamda  80 milyon insan, doğal olmayan bir şekilde başka insanlar tarafından katledildi!

 

Depremzedeler için yürekleri sızlayan ve can kurtarmak, ihtiyaçları karşılamak için uzak şehirlerden -  ülkelerden yardıma koşan insanların diğer taraftan insan öldürmeye odaklı silahlanması ne kadar acı ve ne yaman çelişkidir!

 

Nitekim Türkiye'ye kurtarma ekipleri gönderen Rusya ve Ukrayna'nın askerleri, eş zamanlı olarak savaş adı altında birbirlerini öldürmeye, bombalarla şehirleri enkaz yığınlarına çevirmeye devam ediyorlar.

İsrail ise Gazze’de kadın erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı, asker sivil demeden insanlığı öldürüyor.

 

DEPREME DUR DİYEMEYİZ AMA SAVAŞA HAYIR DİYEBİLİRİZ
 

Depremler olacaktır. Bunu engellemeye muktedir değiliz. Ancak gereken tedbirleri alır, binalarımızı sağlam yaparsak can kayıplarımızı en aza indirebiliriz.

Ama depreme kıyasla çok daha vahşi ve vahim sonuçlara yol açan savaşlara son verebiliriz.

İnsan hayatının değerli olduğunu hissetmek, bir hayatın daha kurtarılması yolunda çaba sarf etmek için depremler şart değil!

 

ELİF'E GÖNDERME

Okuduğunuz bu yazıyı yazmadan önce gazetedeki çalışma arkadaşım Elif'e deprem ile ilgili bir yazı kaleme alacağımı ve bu olguya savaş kavramını da iliştireceğimi söylemiştim.

Yüzüme, deprem ve savaş ne alaka? der gibi bir bakış fırlatmıştı.

Her savaşın insanların birbirlerini öldürdüğü bir iç savaş olduğunu, haksız yere bir insanı öldürmekle bütün insanlığı öldürmek gibi bir suç işlendiğini, depremlerin doğal ama savaşların doğal olmayan ve çok daha vahim felâketlere dönüşebileceğini, birilerinin barışı başlatması gerektiğini hatırlatmak istedim. Tıpkı savaşı başlattıkları gibi...

 

Söyleyeceklerim bu kadardı.

Şimdi Elif'in yazımı okumasını bekliyor ve yüzüne baktığımda söz konusu alakayı fark edip fark etmediğini, daha çok da bana hak verip vermediğini görmek istiyorum.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • tulin yildiran07 Şubat 2026 06:06

    Ne çok haklısınız