Kuranı Kerimi Anlamak İçin müsteşriklerin usûlüne ya da onların geliştirdikleri anlam bilime hem ihtiyacımız yok hem de kullanmamız durumunda Allah’ın muradına aykırı manalar ortaya çıkar.
Bu nasıl olabilir ki?
Arapça’yı Arap gibi bilmeyenlerden Arapça inen Kur’ân-ı Kerim’i anlamanın usulünü nasıl alabiliriz?
Müsteşrikler kısmen Arapça konuşabilirler; fakat ibarenin mantûk ve mefhumunu Arap gibi anlayamazlar. Bu durum, benim “ben Türkçe’nin felsefesini sizin kadar iyi bilirim” dememe benzer.
Kur’ân-ı Kerim, ilahi bir nur olarak indi.
Nitekim Allah Teâlâ “Biz size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.” (Nisa: 174) buyurmaktadır.
Bu yüzden O’nu anlayacak kişinin kalbinde nur olması gerekir. Nur olacak ki, nur olan Kur’ân-ı Kerim’i anlayabilsin. Kalbinde zulmet olan ya da küfür ve fısk içinde yüzen kişiler Kur’an’ı doğru bir şekilde anlayamazlar. Çünkü Cenâb-ı Hakk böyle bir kalbi Kur’an’ı anlayacak şekilde açmaz.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler de onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu hemen yol edinirler. Bu onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları sebebiyledir.” (A’raf: 146)
Bu ayet göstermektedir ki, asilerin ya da fasıkların son nebi Muhammed aleyhisselam’a indirilen ve nur olan Kur’an-ı anlamaları mümkün değildir. Buna göre müsteşriklerin dar akılları ve yetersiz dil bilgileri ile Allah’ın ayetlerini anlamaları nasıl mümkün olabilir?
Allah fasıkları, nurunu anlamaktan mahrum ederken kafirlere nasıl bu imkânı verebilir?
Bu durumdaki kişilerin anlambilimlerini kullanmak sadece Kur’an’ın anlamını tahrif etmeye yarar. Bu, batıl bir davadır.
Kur’an’ı Kerim, ihatası imkânsız bir deniz gibidir.
Lügat ve belagat bilmeyenler O’nun anlamlarını bulup çıkaramazlar.
Müfessirlere bakın; her biri lügat, usul ve fesahatta zirve şahıslardır. Buna rağmen takrib yoluyla Allah’ın muradını anladılar. Kesin bir şekilde anladıklarını belirtmediler. Herkes nasibi nispetinde Kur’an’dan istifade etmiştir. Onlar bu halde iken açıklamalarının altına “her şeyin en doğrusunu Allah Teala bilir.” kaydını düşmekten imtina etmediler.
Âma olanlar, gören kişilere yol gösteremezler.
Müsteşrikler ulemaya nisbetle âmadırlar. Bu kişilerin Kur’an’ın anlaşılmasında referans kabul edilmeleri ya da görüşlerine itibar edilmesi âmanın görenlere yol göstermesine benzer. Müsteşrikler nasipsiz olmaları cihetiyle âmadırlar.
Prof. Dr. Muhammed Ali Sâbûnî (rh.a.)

