Kültür ve Sanat

İmrahor Mustafa Paşa’nın Hırçın At İmtihanı

1736 yılında Osmanlı elçisi olarak İran Şahı Tahmasb’ın huzuruna çıkan İmrahor Mustafa Paşa, diplomasi tarihine geçen cesaretiyle hem Osmanlı'nın itibarını korumuş hem de Şah’ın imtihanından yüzünün akıyla çıkmıştır.
Haber Merkezi
40 2 dk 0
İmrahor Mustafa Paşa’nın Hırçın At İmtihanı

Osmanlı Devleti, yabancı ülkelere gönderilecek elçilere büyük titizlik gösterir; devletin vakarını temsil edecek cesur, bilgili ve dirayetli kişileri seçerdi. 1736’da İran Şahı Tahmasb’a gönderilen İmrahor Mustafa Paşa da bu seçkin elçilerden biriydi. Şah’ın gelen elçiyi denemek için hazırladığı hırçın at sınavı ise Mustafa Paşa’nın zekâsını, cesaretini ve devlet temsilindeki ustalığını gözler önüne seren unutulmaz bir olay olarak tarihe geçti.

"Osmanlı Devleti'nde, yabancı devletlere gönderilecek elçilere çok dikkat edilirdi, Devlet-i Âlî’nin itibarını gözetecek Serdengeçtiler aranırdı.
sene 1736, İran Şahı Tahmasb'a da bir elçi göndermek icabet eder.
Devlet erkânı tarafından bu görev için İmrahor Mustafa Paşa münasip görülür.
Şah tarafından kabul edilen Mustafa Paşa, görevini layıkıyla yerine getirir ve huzurdan ayrılmak ister.

Şah Tahmasp’ın âdeti olduğu üzere, gelen elçiyle biraz eğlenmek, biraz da denemek kastıyle;
elçiye seslenir;
- İmrahor Paşa..!!
- Benim bir derdim var, acep sen halledebilirmisin..??
- Hayırdır İnşâallah..!!
- Bir atım var lakin çok hırçın, üstüne bineni yere fırlatır.
-Şuna bin de fikrini söyle!
Mustafa Paşa, sükût eder. 
Biraz sonra iki seyis, iki tarafından yakalamış yerinde duramayan hırçın atı getirirler.

Önüne geleni kapar, ardında kalanı teper bir hayvandır bu.
Şah sinsi sinsi güler.
at yerleri eşelerken, seyisler korkuyla bekleşiyorlardı.
Bütün İran devlet büyükleri meraktaydı.
Mustafa Paşa, “gayret” kemerini kuşanıp, seyislere işaret etti.
Azgın ve hırçın hayvanı, apıl apıl getirdiler.

Bir adım kala: “Bismillah..." deyip atın üstüne sıçradı.
Sonra da seyislere: "Bırakın!" diye bağırdı. 
Beygir bütün marifetlerini gösterdi.
Sıçradı, çifte attı, şâha kalktı, lakin İmrahor Paşa'yı sırtından atamadı. 
Sonunda kuzu gibi uslanıverdi.

Osmanlı elçisi, İran Şâhı'nın önüne geldi. 
Attan aşağı sıçradı.
Gemleri uzatırken dedi ki:
“At binenin, kılıç kuşananın Şahım” 

Yunus Efe"

Bu Yazıyı Paylaş