İbrahim Çam konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Sayın Kaymakamım, protokolün değerli misafirleri, kıymetli öğrencilerimiz.
Bir cemiyetin bütün fertlerini birbirine bağlayan, aralarındaki dayanışmanın neticesinde bir ahenk meydana getiren unsurlar, o cemiyetin kültürünü teşkil eder. İnsan hayatı, duygu, düşünce ve davranışları, kültür tarafından ve sosyal bünye içinde biçimlendirilir. Bayramlar da milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulandığı, sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği gündür. O bayrama sahip olmak, bayramın mahiyetini anlamak, o bayram etrafındaki gelenekleri oluşturmak, atadan evlada miras bırakmak gerekir. Yahya Kemal, ‘Kökü mazide olan âtiyim’ demiştir. Bu dört kelimelik mısra, yaşamak kabiliyeti olan bütün milletler için değişmez bir düsturdur. Kökümüz, aslımız oradadır, mazidedir.
Yaşadığı geniş coğrafyada doğa ve çevrenin uyanışının kutlandığı Nevruz Bayramı'nın Anadolu'da ve Türk kültürünün yayıldığı bölgelerde son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır. Dünden bugüne taşıdığımız gelenek ve göreneklerimiz arasında önemli bir yere sahip olan Nevruz, Türk Dünyasında Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Mart Dokuzu gibi adlarla temeli Orhun Kitabelerine kadar dayanan bir bayramdır. Türklerde Nevruz hakkındaki başlıca rivayet, bugünün bir kurtuluş/Ergenekon’dan çıkış günü olarak kabul edilmesidir. Avrupa ve Asya kıtalarının birçok alanında, Tuna Nehrinden Çin Seddi’ne kadar olan geniş bir bölge içinde 21 Mart Nevruz Bayramı, temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye'de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak bayram ilan edilmiştir.
Tarihten, atalarımızdan gelen kıymetli Nevruz geleneğimize, ortak kültür değerimize sahip çıkarak onu yaşatma ve bize yurt olan doğa ve çevremizi en iyi şekilde koruma bilinç ve arzumuzla tertip ettiğimiz program vesilesiyle hepinizin Nevruz Bayramını kutlar, ülkemize ve tüm dünyaya sevgi, dostluk, kardeşlik, birlik ve dayanışma, bolluk ve bereketler getirmesini dilerim.
Tarih boyunca tabiat ile iç içe yaşayan ve toprağı ‘dört ana unsur’dan sayan Türkün düşünce sisteminde Nevruz, Türk dünyasının tamamında yaygın olarak kutlanan bir bayramdır. Bayramlar, dinî ve millî inanışlarla, ortak hatıralardan doğar. Genelde ‘Nevruz’ ismiyle yaygın bir şekilde bilinen bu bayram, tabiattaki uyanışla birlikte kutlanır. Bu törenler, bahara duyulan özlemi anlattığı kadar, bir takvim değişikliğini de ifade eder. Türkler, bu takvim değişikliğini ‘toprağın uyandığı gün’ yani ‘varoluş ve diriliş günü’ olarak kabul etmiştir.
Nevruz, Yenisey-Orhun çevresinden Altaylara, oradan Hun Türklerinin Avrupa’ya yürüyüşüyle Balkanlar’a kadar uzanmış; Hazar’ın güneyinden Anadolu’ya ve Mezopotamya’ya taşınarak geniş bir coğrafyada yer edinmiştir. İslamiyet’i kabul eden Türk topluluklarında bu gelenekler, dinî yapı ile uyumlu şekilde yaşatılmıştır.
Nevruz, en eski Türk bayramlarından biri olarak farklı coğrafyalarda farklı isimlerle kutlanmakta, ancak özünde aynı kültürel birlikteliği yansıtmaktadır. Ergenekon destanı ile özdeşleşen bu bayram, milletin yeniden doğuşunu simgeler.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de büyük coşkuyla kutlanan Nevruz’da şenlikler düzenlenmiş, özel yemekler hazırlanmış, hediyeler verilmiştir. Osmanlı’da ‘Nevruz-ı Sultânî’ olarak anılan bu bayramda, sarayda hazırlanan ‘nevruziye’ macunları halka dağıtılmıştır.
Cumhuriyet döneminde de Nevruz’a verilen önem devam etmiş; bu bayram, Türk milletinin kültürel kimliğinin bir parçası olarak yaşatılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi, kendi kültürel değerlerine sahip çıkan milletler geleceğe daha güçlü yürür.
Anadolu’nun farklı bölgelerinde Nevruz; ‘Sultan Nevruz’, ‘Yumurta Bayramı’, ‘Mart Dokuzu’ gibi adlarla kutlanmakta; ateş yakma, üzerinden atlama, yumurta tokuşturma gibi gelenekler yaşatılmaktadır.
Bu köklü kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması büyük önem taşımaktadır. Nevruz; birlik, beraberlik, dayanışma ve kardeşliğin simgesidir.”

