Sâmirî’nin kıssası, Kur'an-ı Kerim'in derinliklerinde barınan, insan nefsinin karmaşıklığını ve değişkenliğini gözler önüne seren en ibretlik anlatılardan biridir. Bu kıssa, fitnenin bir toplumu, yanlarında peygamberleri varken bile nasıl derinden sarsabileceğini gösteren çarpıcı bir derstir.
Taha Suresi’nde zikredilen Sâmirî, Hz. Musa (a.s.) Rabbine münacat için Tur Dağı'na gittiğinde, İsrailoğulları’nı saptıran kişidir. O, ne bir peygamber ne de bir resuldü; İsrailoğulları'ndan biriydi. Kökeni hakkında alimler arasında farklı görüşler vardır: Bazıları onun ineklere tapan bir kavimden geldiğini, bazıları ise küfrünü gizleyen bir münafık olduğunu savunur.
Sâmirî’nin Hz. Cebrail’i görmesi, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışı ve Firavun’un ordusundan kaçışı sırasında gerçekleşmiştir. Deniz yarılıp İsrailoğulları karşıya geçerken, Sâmirî bir atın üzerinde Cebrail (a.s.)’ı görmüştür. Cebrail, meleklerin eşliğinde inananlara yol göstermekteydi. Bu, sadece Sâmirî’ye bahşedilen gizemli ve özel bir görüntüydü; İsrailoğulları'ndan Sâmirîden başka hiç kimse bunu fark etmemişti.
Sâmirî, Hz. Musa’ya bu durumu Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle şöyle açıklamıştır:
"(Sâmirî) dedi ki: Onların görmediklerini gördüm. O elçinin (Cebrail'in atının) izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevherlerin içine) attım. İşte böylece nefsim beni sürükledi." (Tâha: 96)
Sâmirî, Cebrail’in atının bastığı yerden aldığı o kutlu toprağı, İsrailoğulları’ndan toplanan ziynet eşyalarının içine atmış ve bu karışımdan "böğüren" bir buzağı heykeli yapmıştır. Bu, Sâmirî’nin kendi gücü değil, Allah’ın bir imtihan ve fitne olarak takdir ettiği bir hadiseydi.
Bazı alimler, Sâmirî’nin aslında Mesih Deccal olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşlerini, Deccal’in çok uzun ömürlü olması ve Allah’ın Sâmirî’ye verdiği "Lâ Misâs" (Kimse sana dokunmasın, sen de kimseye dokunma) cezası ile temellendirirler. Onlara göre bu dışlanmışlık ve tecrit, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Deccal’in doğasıyla örtüşmektedir.
Ancak İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna göre bu görüş "racih" (tercih edilen) değildir. Genel kanaat; Sâmirî’nin Hz. Musa döneminde yaşamış ve tarihsel görevini tamamlamış bağımsız bir şahsiyet olduğudur. Deccal ise hadis-i şeriflerde kendine has nitelikleri ve olay örgüsüyle ahir zamanda zuhur edeceği bildirilen bambaşka bir fitnedir. Sâmirî, işlediği büyük cürme karşılık dünyada yapayalnız, temassız ve sürgün bir hayat sürmeye mahkûm edilmiştir.
Bu kıssa bizlere göstermektedir ki;
Fitne, hiç beklenmedik bir yerden ve en yakınımızdan gelebilir.
İman, her daim bir uyanıklık ve tefekkür halini gerektirir.
Heva ve heveslerin peşinden gitmek, apaçık mucizelerin varlığında dahi insanı derin bir dalalete sürükleyebilir.
Bu hikâye, gafletin ve körü körüne taklitçiliğin acı sonuçlarını düşünmeye; Allah’ın kitabına ve Peygamberimizin sünnetine sımsıkı sarılmaya bir davettir. Kur’an’ın hikmet dolu nurlarıyla aydınlanmak adına bu ibretlik kıssayı sevdiklerinizle paylaşın; zira her kıssada kalbi olanlar için bir hidayet vardır.
Arapçadan tercüme: Abdülhamid Doğan

