Salihât - Hasenat İlişkisi
Müslümanın emredilen olsun, nafile olsun ibadetleri ‘hasenât’tır.
Bunlar da kişi ile Allah arasındadır.
Bu hem sevap kazandıran amelleri hem de bizzat sevabı ifade eder.
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah'ın adıyla...
Kur’an; Kim hesap yerine bir hasene ile gelirse ona onun on misli ödül vardır diyor. En’am /160.ayet
Salihâtın karşılığı da hem en az bire on hem de cennettir. Zira sâlihât aynı zamanda hasenâttır.
Sâlih amel niteliği kazanan bütün eylemler hem güzeldir hem de sahibine sevap kazandırır.
Nisâ /124.ayet
Sâlih amelin (sâlihâtın) hasenâta dönük bir tarafı olduğu gibi, diğer insanlara, yaratılmışlara karşı da dönük ıslah edici bir yüzü vardır.
Sâlih amel mü’min olma iddiasının ispatıdır.
Bu ispat Allah’a kulluğa, O’nun emrini dinlemeye yönelik ise ‘ibadet veya hasenât’,
Toplumdaki ıslaha yönelik ise sâlih amel/sâlihât adını alır. (Okuyan, M. Kısa Sûrelerin Tefsiri, 1/449)
Hasenât tıpkı sâlih olmak gibi kişinin kendisine dönük olan iyilik, sâlihât ise sonuçları başkalarına dönük iyiliktir.
Mesela, hak ve sabır üzere olmak hasenât, bununla yetinmeyip başkalarına bunları ulaştırmak hem hasenât hem de sâlihâttır.
Allah’ın razı olacağı ve sevap vadettiği amelleri işlemek hasenât, bunları başkasına ulaştırmak, ya da başkalarının da bunları yapmasına yardımcı olmak hem hasenât hem de sâlihâttır.
Sâlihât öznesiyle birlikte başkalarını da kuşatan ve onu iyi yapan iyiliklerdir. Şahsıyla birlikte başkalarını da iyi etmeye, başkalarına da iyilik götürmeye çalışmaktır.
Sâlihât işlemek aynı zamanda bir ıslah faaliyetidir. Islah çabası hak talebinden daha önceliklidir.
Zira ıslah çabası toplumsal, hak çabası bireyseldir.
Bireysel bir hak talebi sadece sahibine yarar. Ama toplumsal bir ıslah çabası, çabanın sahibiyle birlikte topluma yarar.
Sâlihât sâlih amellerin hepsini ifade ettiği gibi, etkisi toplumda olabilecek ıslah edici eylemleri de kapsar.
Başkalarını ilgilendiren ama dinde sâlih amel-ibadet sayılan bütün eylemler de sâlihâta dahildir.
Güzel ahlâk, insanlarla iyi geçinme, hüsn-ü muamele, âdab-ı muâşeret, insanların hakkını verme ve savunma, infakın her çeşidi, maddi ve manevi yardımlar, toplumun faydasına olabilecek (maslahat olan) faaliyetleri yapma ve destekleme, üslendiği görevini yapma, her pozisyonda adaletle davranma, neslini iyi ve sâlih olarak yetiştirme.
Bunları bir Müslüman dini emrettiği veya tavsiye ettiği için yaparsa sâlih amel (sâlihât) işlemiş, kulluk görevini yapmış olur.
Bu kulluk görevi sâlihât olarak ıslah edici, hayırlı, toplumsal huzura hizmet edici, başkalarına fayda sağlayıcıdır.
Bu aynı zamanda bir Müslüman için tebliğ ve temsil görevidir.
“Bana hasenât yeter” deyip salihâtı işlemeyen yani ıslah çabasında bulunmayan Müslüman yine de iyidir. Ama pasif iyidir.
Mü’min daha iyi olmak ve kalıcı olan sonucu elde etmek istiyorsa, aktif iyi olmalı. (İslâmoğlu, M. Pasif İyiden Aktif İyiye, s: 34-37)
Yani ıslah görevini de ihmal etmemeli.
Her nerede olursa olsun, şartların getirdiği kadar, gücü yettiği kadar, usûlüne göre ıslah faaaliyetlerine devam etmeli.
“Şüphesiz, iman edip, sâlih ameller (sâlihât) işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.
(Beyyine 98/7. Tâhâ 20/75-76)
Sâlih amelin sadece Âhirete yatırım olduğunu, Hesap’tan kurtarıp Cennete götürecek vesile olduğu zannedilir. Ya da kulluk borcu olarak düşünülebilir.
Bunlar doğru olmakla beraber sâlihât; aynı zamanda Müslümanın dünya mutluluğunu sağlarlar. Onu eğitirler, onu olgunlaştırırlar, daha iyi bir insan olmasını sağlarlar.

