“Efsane” kelimesi bugün çoğu zaman parlatılmış isimler için kullanılıyor. Oysa Kafkasya’nın dağlarında, imanla yoğrulmuş bir hayat yaşayan Baysangur Benoevski gibi isimler, kahramanlığın bizzat kendisini inşa eden gerçek efsanelerdi. İmam Şamil’in “gözüm, kulağım, elim ve kolum” dediği bu Çeçen mücahidi; fedakârlığı, sebatı ve teslimiyetsiz duruşuyla tarihe adını yazdırdı. Onun hayatı, şöhretin değil amelin; temsilin değil duruşun izini sürmek isteyen nesiller için güçlü bir hatırlatmadır.
KAFKAS KARTALI İMAM ŞAMİL'İN SAĞ KOLU, ÇEÇEN KAHRAMANI BAYSANGUR BENOEVSKİ
Gerçekten kimin efsane olduğunu biliyor muyuz?
O, Çeçenistan’ın İslâm mücahitleri efsanesidir.
Bugün pek çok insan “efsane” kelimesini duyduğunda, aklı hemen medya ve sosyal medya tarafından parlatılmış oyunculara ve fenomenlere gider.
Oysa cihadla, Fedakârlık ve imanla şan yazmış gerçek efsaneler gözlerinden kaçar.
Bilmezler ki bu ümmetin tarihinde kahramanlığı temsil eden değil, bizzat onu inşa eden adamlar vardır.
Işığın vitrininde değil, cihadın, sabrın ve sebatın ateşinde yoğrulan adamlar kadınlar vardır…
Bizim efsanemiz ne bir oyuncu ne de bir şarkıcı nede bir sosyal medya fenomeni.
O, ordulara tek başına meydan okuyan, on adamı yere yıkacak belki öldürecek derecede ağır yaralara rağmen cihaddan vazgeçmeyen savaşan bir adamdır.
Ne sakatlıklar, ne zindanlar, ne de yaralar onu durdurabilmiştir.
Onun attığı her adım, cesaretin bedenden büyük, acıdan güçlü olduğunun ilanıydı.
İşte bizim kahramanımız 1840'lı yıllardaki Çeçen kahramanı ve mücahidi Baysangur Benoevski’dir.
Bu yiğit hakkında Çeçenler şöyle derdi:
“Bütün adamlar geri çekilse bile Baysangur yine de kalır ruslarla savaşa devam eder.”
Kafkas kartalı İmam Şamil de onun için:
“Baysangur savaşlarda benim gözüm, kulağım.g elim ve kolumdur.” derdi.
O sıradan bir asker değildi; İmam Şamil'in manevi sığınağı, Benoy savaşçılarının kumandanı, köy köy dolaşıp Rus işgaline karşı cihad için mücahid toplayan bir ses, bir ateşti.
Cergibil Savaşı’nda, sadece 210 adamıyla 13.000 Rus askerine karşı kahramanca durdu.
Vadiden dağlara doğru çarpışa çarpışa ilerlerken öyle bir taktik uyguladılar ki; Ruslar kendilerine binlerce savaşçının saldırdığını sanıyordu.
Bu çatışmada 3.000 den fazla Rus askeri öldü.
Bu savaşta Baysangur sol gözünü kaybetti, fakat bir ağaca yaslanarak dövüşmeyi sürdürdü; ne geri çekildi ne teslim oldu.
Başka bir savaşta da sol kolunu kaybetti.
Kolunu bir bez parçasıyla bağlayıp ön saflara geri döndü.
Bacağı öyle bir yara aldı ki normalde kimse ayakta duramazdı; yine de ayağını sürüye sürüye hücuma kalkıyor, Ruslar onun nidasından ürküp kaçıyordu.
Bir defasında esir alındı ama bir şekilde bir yolunu bulup firar etti ve firardan sadece birkaç gün sonra yeniden bir grup mücahid topladı ve cihada başladı
Saltu’nun ölümsüz savaşında, geri adım atmamak için kendini atına bağladı.
Sadece 450-500 civarında ki mücahitle, 40.000 kişilik bir Rus tümenine karşı harekete geçti.Bazı adamları düşmanın çokluğundan dolayı biraz geri çekilince, onlara Çeçence haykırarak bağırdı:
“Allah için savaşıyorsunuz! O hâlde O’nun mahlukatından nasıl korkarsınız?”
Bunun üzerine hepsi saflara döndü ve çarpışma alevlendi.
Ruslardan 6.000 civarında asker telef oldu.
Bizim yiğitlerdende sadece dokuz kişisağ kaldı.
Buna rağmen Baysangur teslim olmayı reddetti ve alayla şöyle dedi:
“Bizi kuşattılar demek… Bu da Allah’a giden yolun genişlediği anlamına gelir.”
Sonra tekbir getirerek Rus saflarına doğru hücuma geçti ve Rus saflarını yarıp ilerledi.
O savaşta oğlu, üç kuzeni ve küçük kardeşi şehit düştü.
Baysangur ise son nefesine kadar çarpıştı.
Sonunda Şaban ayının üçüncü günü 1277’de (M. 1861) cephanesi tükenince atına bağlı hâlde esir alındı.
Yirmi sekiz yıl süren murabıtlık ve direnişten sonra, 70 yaşında idam edildi.
Allah, Rusları zelil eden ve Kafkas dağlarında İslâm sancağını yücelten o gerçek efsaneye rahmet eylesin.
Bizim efsanemiz Baysangur Benoevski’dir.
O dünyaya , adamlığın kahramanlığın şöhret değil amel olduğunu adamlıkta temsil değil duruş olduğunu gösteren Adamdır.
Onun hayatını nesillere öğretin; belki Allah bir gün bu ümmete onun gibi bir yiğit daha nasip eder.
Arapçadan tercüme :
Abdülhamid Doğan

