Cevriye, hayatın sert yüzünü her gün yeniden tadan bir kadındır. Ölümle yaşam arasında savrulduğu bir gecede onu fark eden bir adam — Nazım — ona ilk kez insan olduğunu hatırlatan şefkati gösterir. Birkaç gün süren bu sığınak, Cevriye’nin kalbinde ilk kez “sevme” duygusunu filizlendirir. Fakat adamın aniden ortadan kaybolmasıyla her şey altüst olur. Cevriye, aşk sandığı bu sarsıcı duygunun izini sürerken, bir gazete manşetiyle gerçeği öğrenir: Kendisini iyileştiren, merhametle sarmalayan adam, “vatan haini” ilan edilip ülkesinden kaçmak zorunda kalan Nazım Hikmet’tir. Bu karşılaşma Cevriye’nin hayatına bir anı olarak değil, bir yangın gibi kazınır.
Cevriye ...
Cevriye bir hayat kadınıdır.
Her gün bir veya birkaç̧ adamla birlikte olarak, hayatını kazanmaktadır.
Yine böyle bir gün birlikte olduğu adam tarafından çok kötü dövülerek gecenin bir yarısında sokağa atılır.
Baygın bir vaziyette kaldırımda yatarken bir adam bunu fark eder ve yardımcı olmak için kaldırmaya çalışır.
Cevriye baygındır, her yeri yara bere içindedir, adam Cevriye’yi kucağına alır evine götürür.
Adamın evi tek oda ve bir mutfak ve banyolu ufak bir bekar evidir.
Odanın bir köşesinde tek kişilik bir yatak, pencere kenarında küçük bir çalışma masası ve sandalye, masanın üzerinde kitaplar, kalemler bir de daktilo ve kâğıtlar bulunmaktadır...
Adam kendi yatağına Cevriye’yi yatırır kendisi de masada uyuklar.
Sabah olur adam kalkar bir çorba yapar, eczaneden ilaçla merhem alır, Cevriye’yi kaldırır. Cevriye uyanıp kendine gelir tanımadığı bir adam ve bilmediği bir evde bulmuştur kendini...
Adam, lütfen rahat olun, korkmayın der...
Ben sizi dün gece kaldırımda yatarken buldum, durumunuz iyi değildi alıp evime getirdim. Çorba pişirdim, çorbanızı için sonrada yaralarınıza merhem sürelim der.
Cevriye birçok erkek tanımıştır.
Hiç̧ bir erkek, babası ve erkek kardeşleri dahi kendisine böyle sevecen ve kibar davranmamıştır.
Adamdan etkilenmeye başlamıştır.
Birkaç̧ gün daha o evde adamla kalmış̧, adam kendisine yemekler pişirmiş̧ yaralarına merhem sürüp ilaçlar içirip iyileşmesini sağlamıştır.
Bir gün adam dışarı çıkmış̧ Cevriye evde kalmıştır.
Masanın üzerindeki kitaplara bakar, daktilo ile yazılanları okur, yazılanlar çok hoşuna gider bayağı etkilenir. Bunları o yazmış̧ olmalı ne kadar duygulu şeyler yazmış̧ ne kadar ince ruhlu birisi diye düşünür.
Bugüne kadar tanıdığı erkeklerden çok farklı, üstelikte baya yakışıklı ve çekici diye düşünür.
Cevriye içinden kendi kendine, ne o adama aşık mı oluyorum yoksa der...
Aşık olsam da oda beni sever mi ki der...
Böyle düşünceler içinde iken, akşam olmak üzeredir adam hala gelmemiştir, adamı merak etmeye başlamıştır.
Kendi kendine mırıldanarak ilk defa bir erkeği böyle merak ediyorum, aşk bu mu acaba der...
Cevriye bu duygular içinde iken kapı açılır, gelen o adamdır.
Telaşlı bir şekilde selam verip, içeri giren adam valizini çıkarıp eşyalarını içine koymaya başlar.
Cevriye sorar, ne o acilen bir yere mi gideceksin nedir bu telaşın...
Adam, evet gidiyorum bir daha görüşemeyiz belki der...
Cevriye, nereye diye sorar.
Adam çok uzaklara diye cevap verir.
Cevriye, ya ben ne olacağım diye sorar.
Adam, ben bu evin bir aylık kirasını vermiştim istersen bir ay burada kalabilirsin der...
Adam valizini toplamıştır telaşlı bir şekilde kapıya doğru yönelir Cevriye’ye, hoşçakal küçüğüm kendine iyi bak der ve kapıdan çıkıp merdivenlerden hızla inerek sokağa çıkar.
Cevriye pencereden adamın arkasından sokaktan kaybolana kadar üzgün gözlerle bakar...
Cevriye hiç̧ bu kadar kendini yalnız hissetmemiştir, hayatında hiç bir erkek kendisini bu kadar etkilememiştir.
Böyle kederler içinde akşam yemeği bile yemeden yatağın içine ağlayarak sabahı zor etmiştir.
Cevriye, artık iyileştiğini ait olduğu İstanbul sokaklarına geri dönmesi gerektiğini düşünerek evden çıkar.
Tarlabaşı’ndan Taksim’e doğru yürüyüp emek sinemasın yanındaki kitapçının önünden geçerken, gözü̈ gazete stantlarına takılır...
Gazetenin birinde o adamın kocaman bir resmini görüp tam sayfa "vatan haini Nazım Hikmet Rusya’ya firar etti" yazısını okur ve olduğu yere çöküp kalır.

