Binlerce Yıllık Kadim Sembol Bozkurt İşareti’nin Kökeni: Atatürk, Vatikan ve Çin Kaynakları

Geçtiğimiz günlerde Euro 2024 Son 16 Turu maçında Türkiye Millî Takım oyuncumuz Merih Demiral, Avusturya’ya karşı attığı golü “Bozkurt işareti” yaparak kutlamıştı. Fakat bu sevinç, Avrupa ve UEFA yetkilileri tarafından “aşırı sağcı, faşist” bir sevinç olarak kabul görerek oyuncumuza 2 maç men cezası verilmesi tüm dünya gündemine yerleşmiştir. 

Avrupa’daki son olaylar, parlamenter ve siyasi dengelerinin bazı yapı taşlarının artık değişmekte olduğunun ya da en azından “değiştirilemez” kanısının yok olduğunun habercisi. Fransa’da Marine Le Pen’in, İtalya’da GiorgiaMeloni’nin yükselişi çok somut örneklerdir. Bu tarz bir kabuk değişiminin yaratmış olduğu korku ve endişe ortamında Avrupa hiç de bahsettiği ve zannedildiği kadar “özgürlükçü” bir tavır takınamamış durumda olmakla beraber tarihsel de bir yanlışın eşiğinde yürümekte.  

Bozkurt sembolü Türk tarihi açısından genişçe öneme sahip olduğu aşikar. Yakın dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin 1927’de tedavüle giren paralarında bizzat Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 5 ve 10 liraların önyüzünde Ayyıldızla beraber Bozkurt sembolü kullanıldı. Sadece Türkler değil, Birleşik Krallık(İngiltere) ordusunda I. Dünya Savaşı yılları sırasında görev yapan H. C. Armstrong 1932 yılında yazdığı Atatürk biyografisine “Bozkurt” (GreyWolf) adını vermekten çekinmemiştir. 

Biraz daha eskilere ve batıya gidersek. Bozkurt sembolünü Türk sembolü olarak kullanan ilk kişi şimdiki güncel verilere göre Venedikli Marino Sanudo de Torsello’dur. Bu kişinin 1307-1321 yılları arasında yazdığı “SecretaFideliumCrucis” adlı eserde Haçlı Seferleri’nin tekrarı için Hıristiyan alemine çağrı içermektedir. Papa V. Clement’e sunulan bu kitap elyazması halinde Vatikan kütüphanesine nakledelilerek 1611 yılında matbu olarak Hannover’de yayınlandı. Zaten özellikle Türkler’e karşı yayınlanan kitap ve broşürlerin sayısının her geçen yüzyılda iyice arttığı ortada. Seneler sonra ise 2011 yılında ise Peter Lock,mezkur eserin İngilizce tercümesini yayınlamıştır. Geniş dünya haritaları ile devrin en ileri coğrafya bilgilerini de saklamaktadır. Bu kitabın Vatikan nüshasının 7 ve 14. varaklarında sayfanın altında oldukça sanatsal şekilde iki adet bozkurt resmi çizilmiştir. Resmin tasviri ise şu şekildedir: “Denizler Ötesi Hristiyan Ülkeler ve Krallıklar İçin Bir Yardım Çağrısı. Ve sizin dinî vazifelerinizin en önemlisi de şudur ki inançlı Ermenilere yardım etmektedir. Çünkü onlar 4 yırtıcı vahşi hayvanın pençesinde kalmıştır. 1 tanesi aslandır, bu Ermeni krallarının haraç verdikleri Tatarlardır. Diğer tarafta ise pars vardır. Bu da Hristiyan ülkeleri ve kralları günlük olarak yağmalayan (Memlük) sultanıdır. Üçüncü tarafta ise kurt vardır. Bu da krallığı yok eden Türklerdir. 4. tarafta ise bir yılan vardır ki bunlar Akdeniz korsanlarıdır ve Hristiyanların ve Ermenilerin kemiklerini sömürürler. Ve eğer inancınızda samimi iseniz bir de Akka ve Suriye’nin düşmesinden sonra sultanın elinde esir kalmış Hristiyanlar ve Sultan ülkesinin uzağında bulunan Nubya krallığının siyahi Hristiyanlarına da yardım elinizi uzatınız. Bu Hristiyanlar Sultan tarafından azap ve işkence görmekteler. Ve gözlerinizi açın Kıbrıs Adası da yakın bir tehdit altındadır ve Mora da (Romanya) yakın Latin adaları da Türkler tarafından baskı altında tutulmakta ve onlara haraca bağlanmışlardır.” 

Bu işin asıl kökenine indiğimiz zamansa “bozkurt”un Çin kaynaklarındaki yansımasına inmekteyiz. Çin kaynakları; Biyografiler(JiZhuan), Yıllıklar(BianNian), Kayıtlar(JiShi Ben Mo), Resmî Tarih Kitapları(Zheng Shi) ve Resmî Olmayan Tarih Kitapları(ZaShi) şeklinde tasnif edilir. Biz ise Çin yıllıklarından 50. Bölüme yani Tarihname’nin Türkler Şeceresi ve Fergane Bölümü’nden alıntılar yaparak bu konuyu açıklığa kavuşturacağız.  

Bozkurt sembolü Çin yıllıklarında M.Ö. 9. yüzyıla kadar uzanan kaynaklarda rastlanmaktadır. Hanname ve başka yıllıklarda, Batı Chou döneminde Chou Mu Wang isimli han ile yapılan savaşta beş beyliği, yani kağanlığı boyunduruğu altına almış; dört maral ve dört bozkurdu yakalamıştır. Bu olaydan dolayı ChuanRunlar bugünkü Gansu topraklarına kaymışlardır. Bu zikredilen olaysa M.Ö. 9. yüzyılda gerçekleşmiştir. ChuanRunlar Hunların bir koludur. Burada bahse konu olan dört bozkurt ve dört maral ile Hunların dört bozkurt kabilesi ve dört maral kabilesine işaret edilmektedir. Açıkça “Bozkurt” ifadesi görülmektedir. 

Bu zikrettiğimizden başka Chou ile Sui yıllıklarında Türkler hakkındaki kayıtlarda şu efsanelere de rastlıyoruz: “Türkler Hunların neslindendir. Asena onların bir diğer ismidir. Bir zamanlar komşularıyla yaptıkları savaşta yenilmişler ve Türklerin nesli kaybolmuştu. Sadece on yaşında bir erkek çocuğu sağ kalmıştı. Galip gelen ülkenin savaşçıları çocuğun küçük olduğunu görerek öldürmemişler, ayaklarını keserek bir ormanlığa bırakmışlardı. Çok geçmeden baygın yatan çocuğun yanına kurtlar gelmiş ve onu etle beslemişlerdir. Bununla birlikte kurtlar çocukla çiftleşerek hamile kalmışlardır. Çocuğun ölmediğini ve hala yaşadığını duyan düşman ülkenin hanı, adamlarını yollayarak onu öldürttü. Çocuğu öldüren cellatlar, bir kurdun kendilerini seyretmekte olduğunu görünce onu da öldürmek istediler. Bunun üzerine kurt, Koşu Hanlığı’nın (şimdiki Turfan bölgesinde) kuzeyindeki dağa (Bogda Dağı) kaçtı. Kurt burada saklanarak on yavru doğurdu. Oğlanlar büyüyünce civardaki insanlarla kaynaşarak evlendiler ve çoğaldılar. Her çocuk ayrı birer kabile haline geldi. Bu kabilelerden birisi Asena idi. Bunların nesilleri çoğalarak birkaç yüzü buldular. Birkaç asır geçtikten sonra bölgelerinden çıktıklarında Juan Juan (Avar) kabilesine tabi oldular. Bu dönemden sonra Altay Dağları’nın güneyine yerleştiler ve Avarlar için demir zanaatiyle uğraştılar.” Bu hikaye tanıdık gelmiş olmalı değil mi? Evet, bu bahsedilen hikaye Ergenekon Destanı’dır. Büyük ihtimalle sözlü bir şekilde gelen bu bilgiler Çinliler tarafından yazıya dökülmüştür. 

Devam edelim. Daha önce bahsettiğimiz efsanelerden başka Çin yıllıklarındaki “Türkler Bölümü”ndeGöktürk Bayrağı’nın bizzat tarifi yapılmaktadır: “Türkler bayraklarına altınla işlenmiş bozkurt başı tasvir edilmiştir. Bu, köklerini unutmamanın bir işaretidir. Onlar nöbetçilerine de “börü”(kurt)demektedirler.” 

Diğer başka Türk boylarına gidildiği zamanda bile durum değişmiyor. Türk her yerde Türk. Yine Fergana bölümünde: “Han Hükümdarı M.Ö. 119’da batıdaki Uysun (Wusun), Hun vb. gibi Türk kavimlerine ziyaret yaparak dönen Jang Sian’dan bu ülkelerin durumunu sorduğunda şu cevabı aldı: ‘Hun ülkesinde bana anlatılanlara bakılırsa, Uysunlerin Hanı’nın ismi Gunbey imiş. Gunbey’in babası Hunların batısındaki küçük bir kavmi yönetmiş. Hunlar onlara saldırı düzenleyip Gunbey’in babasını öldürdüklerinde o, anasından daha yeni doğmuş bir bebekmiş. Savaş sırasında ıssız bozkırda yalnız kalmış. Ağzında et olan bir karga çevresinde uçmuş, bir bozkurt da onu emzirmiş. Buna hayret eden Hun Tanrıkut’u onun kutsal bir çocuk olduğunu anlamış ve onu himayesine almış. Böylece büyüyen çocuk ordunun önünde savaşlara katılmış, birkaç defa kahramanlık göstermiş. Ona batıdaki şehirlerin korunması görevi verilmiş. Maiyetini iyice güçlendirdikten sonra Gunbey çevredeki ülkelere seferler düzenleyip etrafına on binlerce asker toplamış ve savaşlar yapmış. Hun Tanrıkut’u öldükten sonra, Gunbey kendi maiyetini yanına alarak uzaklara gitmiş ve bağımsız bir devlet kurmuş. Hunlarla da ilişkisini kesmiş.” şeklindeki ifade de yukarıda zikrettiğimiz hikayeye yani Ergenekon Destanı’na benzer bir hikaye rastlanılmakta.  

Bu yazılı metinleri destekleyen çok ciddi arkeolojik araştırmalar da mevcuttur. Mesela, 1957’de Moğolistan’ın Arhantay bölgesinde Tomur isimli yerleşim yerinden bulunan, 572’de Taspar Kağan’ın buyruğu ile dikilen ve üzerinde eski Brahmi ve Soğd yazıları ile metinler bulunan anıtta, bir çocuğu kucağına alarak emziren bir bozkurt resmi tasvir edilmektedir. Yine aynı bölgenin Suetugun denilen yerinde S. Klyaştornıy tarafından açılan kurganın kapısının iki yanında iki bozkurtun heykeli bulunmuştur(Bilim Jane Enbek, 1984, No: 2, s. 19-21.). Bu oldukça ciddi ve reddedilemez bir bulgudur. 

Sonuç olarak yukarıda kökenine kadar inerek sunduğumuz çok sağlam örneklerin gösterdiği temel şunu gösterir ki, “Bozkurt sembolü” hiçbir siyasi oluşuma ait değildir. Doğrudan doğruya Türk milletinin tarihsel işaretidir. Hem de öyle bir semboldür ki iki bin yılı aşkın bir sembolden bahsetmekteyiz. Bu süre protohistoryanın neredeyse yarısını kapsamakta ve kenara atılacak bir olay değildir. 

Bu yazıyla Millî futbolcumuz Merih Demiral’ın yasağının kaldırılmasını temenni eder, güzel ülkemiz ve cennet vatanımız Türkiye’ye başarılar dilerim.