BELİRSİZLİK ENFLASYONU VAR

Bu ay ki röportaj konuğumuz ilçemizin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında rol almış değerli bir isim olan Mali Müşavir Abidin Ekren.

ABİDİN EKREN ile hem Pendik hem de Türkiye hakkında birçok çarpıcı tespit ve önerisini de içeren bu samimi sohbeti sizlere olduğu gibi aktarıyoruz.

Katılacağınız ya da katılmayacağınız noktalar olacaktır elbet.

Ama olaylara farklı pencerelerden bakabilen, sahip olduğu donanımı tevazu ile kullanan Ekren’in söylemlerinin ilginizi çekeceğine şüphemiz yok.

İşte ilk sorumuz:

 

Son yerel seçimlerde AK Parti kazandı ve Ahmet Cin belediye başkanı seçildi. Yeni başkanımız hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Öncelikle şunu ifade etmeliyim, Ahmet Bey Pendik’in çocuğu. Bizim de arkadaşımız. Kendisini yakından tanıyoruz.

Siyaseten değerlendirdiğimizde; ‘uzun soluklu’ diyebileceğimiz, çekirdekten yetişme bir isim. Geçmişte parti deneyimi var. Partisinin il başkan yardımcılığını yapmış. Bir dönem de belediye başkan yardımcılığı görevinde bulunmuş. Pendikspor ve PESİAD’da başkanlık üstlenmiş tecrübeli bir isim. Bu özellikleriyle Ahmet Cin Pendik için bir kazançtır diyebilirim. Farklı dünya görüşlerimiz olsa da kendisine başarılar dilerim.

 

Ahmet Cin’in başkan seçildikten bu güne kadar ki performansını nasıl buldunuz?

Gözlemlediğim kadarıyla tüm mesaisini belediyeye harcıyor. Pasif değil aktif bir rol üstlenmiş durumda. Bu noktada takdirle karşıladığım bir icraatı da oldu. Batı mahallesi yıllardır AKP’ye oy vermedi. AKP’li belediye yönetimleri de bu mahalleyi adeta cezalandırarak bölgeye hizmet üretmediler. Fakat Ahmet Cin göreve başlar başlamaz, yıllardır kangren olmuş; hem yayaların hem de sürücülerin şikayetçi olduğu Geziboyu Caddesi’ni ve bağlantı yollarının yeniden düzenlemesini yaptı. Güzel de oldu. Başkanın, kendisine ve partisine az oy çıkan bir mahalleden hizmete başlamasını çok isabetli ve anlamlı buldum.

 

Siz de oldukça deneyimli bir siyasetçisiniz aynı zamanda. Başkana tavsiyeleriniz neler olabilir diye sorsak ne dersiniz?

Her şeyden önce parti kimliğini ön plana çıkarmadan, herkesin belediye başkanı olmalı. Ayırımcılık, kayırmacılık yapmamalı. Hizmet üretirken adaletli davranmalı. Halkın içinde bulunarak onların şikayet, görüş ve önerilerine kulak vermeli. Şeffaf olmalı. Belediye başkanları görevi devralırlarken genellikle ‘şu kadar borç devraldık’ derler. Ama kendileri hesap vermezler. Bu bakımdan Sayın Cin’e, kendi döneminde alınıp satılanı, yapılan harcamaları, borçlanmaları duyurmasını; halkı olup bitenlerden haberdar etmesini öneririm.

 

Siz doğma büyüme Pendiklisiniz. İlçemiz ile ilgili genel bir değerlendirme yapar mısınız?

Hemen söyleyeyim. Pendik büyümesine büyüdü, gelişmesine gelişti ama sahip olduğu maddi manevi birçok değeri de kaybetti.

Eskiden; gülen, eğlenen, birbirleriyle selamlaşan, ortak aktivitelerde bulunan insanların yaşadığı bir beldeydik. Ama yoğun göç ve artan nüfusla birlikte birbirlerine yabancı insanlarla doluşan bir ilçe olduk. Neredeyse Pendik’te yaşayan Kartallılar gibiyiz. Kimsenin kimseden haberi yok.

Geçmişte bizi bir araya getiren, aileleri kaynaştıran Emek Sahil, Bülbül, Avcılar, PEFHEM, Bokluca, Yosun gibi çay bahçelerimiz de yok artık. Her yer nargileci oluyor.

Pendik’e dışarıdan gelenler ortak bir kültürle yoğrulmadıkları için de; İstanbul’da Anadolu’nun yaşanmaya çalışıldığı kozmopolit garip bir yapıya büründük. Çarpıcı bir örnek vereyim. Sahil bandında 700 – 800 bin liralık evlerde oturanlar, pencerelerinden baktıklarında; duvar dibine küçük tuvaletini yapan, içki ya da uyuşturucu kullanan insanlarla karşı karşıya kalabiliyorlar.

Bugüne kadarki yerel yönetimler de, sosyal ve kültürel anlamda Pendik’e bir çekidüzen vermeyi, insanları ortak bir kültürde buluşturmayı başaramadılar.

Pendik hava kararınca herkesin kabuğuna çekildiği ölü bir şehir haline geldi.

Havaalanı, metro, hızlı tren, AVM’ler, deniz ve kara ulaşımının olduğu bir Pendik var. Ama bu Pendik ‘kırsal’ imajından halen kurtulabilmiş değil.

Yöneticilerimizin vizyon darlığı, ilçemizin çok daha popüler ve yaşayan bir şehir olmasının önüne geçti bugüne kadar.

Şimdi ben sorayım sizlere. Dışarıdan biri Pendik’e niçin gelsin? Görmeye, gezmeye, eğlenmeye değer neyimiz var?

 

Peki siz neler önerirsiniz?

Pendik’in vizyon projelere ihtiyacı var. Örneğin bir Pavli adamız var. Pendikliler burayı kullanamıyorlar. Oysa burası halkın kullanabileceği, dışarıdan insanların da ziyaret edebileceği sosyal bir yapı ile ilçemize kazandırılabilir. İnsanlar tatilde Cunda Adası’na gidiyorlar. Niçin Pavli Adası olmasın? Pendik’te gazino, disko, müze, opera ya da tiyatro salonu, lunapark, aquapark, teleferik, tramvay, havaray gibi hayatı renklendirecek unsurlar oluşturulabilir pekala.

Balıkçıların şehrin dışına atıldığı, tırların sokaklara yayıldığı, trafiğin sıkışık, otopark imkanlarının yetersiz olduğu yaşam kalitesinin standartların altında kaldığı bu şehrin çehresini değiştirebilmeliyiz. Yeni belediye başkanımız Ahmet Cin’in inovasyona önem veren yapısına da dayanarak kendisinden bu yönde atılımlar bekliyorum.

Daha çok şey söylemek mümkün. Ama o çok şeyleri yazacak olsanız inanın bir kitap olur. Bu röportaja da sığdıramazsınız.

 

Yerelden genele geçecek olursak, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu nasıl görüyorsunuz?

Bunun için büyük laflara gerek yok. Vatandaşın haline bak Türkiye’yi gör.

Ülkemizde bir belirsizlik enflasyonu yaşanıyor. Kimse yakın gelecekte neler olacağını ön göremiyor. Ekonomi bozuk. İşsizlik hat safhada. Ücretler düşük, yaşamak her geçen gün biraz daha pahalı.

Vatandaş açısından, en temel malzemeleri bile tüketmek lüks oldu. Aileler çatırdıyor. Fuhuş, uyuşturucu, kadın cinayetleri almış başını gidiyor. Adalete güven kalmamış. Bu hengamede suçu sabit olmayan birçok insan da mağdur edilmiş durumda. Gerçek suçlular ya pişmanlık yasasından (!) ya da bulunduğu konumun avantajlarından yararlanarak dışarıda geziyor. Toplum gergin, karamsar. Mutsuz insanlar ülkesine dönüştük.

Türkiye yurtdışında da güven kaybetmiş, imajını zedelemiş durumda. Dış politikadaki hamlelerimizin isabetli olduğuna AKP’liler bile inanmıyor.

Bunun böyle sürdürülemeyeceğini ve önümüzdeki süreçte vatandaşın bir çıkış yolu bulmak için tavır alacağını düşünüyorum. Son İstanbul seçimlerinde ortaya çıkan iki farklı neticenin bunun işaretini verdiğine inanıyorum. Bu ülkede vatandaşlar politikacıların önünde. Kimse saf değil ve herkes olanın bitenin farkında.

 

Türkiye’yi dünya ölçeğinde nasıl tanımlarsınız?

Metin kardeşim. Dünyanın çağdaş ülkeleri 120 km hızla ilerlerken biz 15 km ile yol alıyor, adeta yürüyoruz. Hem de mehter takımı gibiyiz. İki ileri bir geri. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark açılıyor, farkında bile değiliz.

Bu anlamda son 20 yılı iyi yönetemedik. Dünyadaki değişimi algılayarak yeniliklere, yenilenmeye, üretime önem vermeliyiz. Ama biz yenilikleri bulan değil, satın almaya çalışan bir ülke olduk. Iphone 11 çıksın da alalım tarzındayız.

Eğitime, ilime, bilime, teknolojiye, sanata, kültüre, ekonomiye iç ve dış politikaya gereken önem verilmez ve bu konularda doğru hamleler yapıp başarıyı yakalayamazsanız; yenilenen dünyada kendinize yer bulamazsınız.

Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemiz için belirlediği rota bu yöndeydi. Biz rotadan oldukça saptık. Toparlamamız lazım. Bu arada, aynı gemide olduğumuzu ve gemi battığında hepimizin batacağını da asla unutmayalım.

Her şeye rağmen; Türk halkının sağduyusuna ve zorlukları aşma becerisine güveniyorum.

“Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözünün de bu inançtan kaynaklandığını düşünüyorum.

 

Değerlendirmeleriniz için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür eder, herkes için ‘güzel günler’ dilerim.