Pendik Gazetesi

YAHUDİLER GIRTLAĞIMIZA ÇÖKECEK!

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Deniz Aydemir, 21. yüzyılın gıda savaşlarına sahne olacağını ifade ederek; “Türkiye’nin geleceği, mevcut uygulamalarla şimdiden ipotek altına alınıyor” dedi.

Siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik konulardaki çarpıcı yorumları ile dikkat çeken, bölgemizin entelektüel simalarından Deniz Aydemir, son dönemdeki ‘Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesi’ ile ilgili gündem üzerinden gazetemize bir değerlendirme  yaptı.

21.yüzyılın gıda savaşlarına sahne olacağını, mevcut iktidarın bu konudaki uygulamaları ile Türkiye’nin geleceğini şimdiden ipotek altına soktuğunu ifade eden Aydemir; “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik atılan adımlar, Türkiye için bir felakettir. Bu özelleştirmelerde; ekonomik güçleri,  siyasi yaptırımları ile dünya genelinde söz sahibi, küresel kapitalist gücün sembolü olmuş Rockefeller ve Rothschild gibi Yahudi ailelerin parmağı bulunmaktadır”  dedi.

Aydemir sözlerini şöyle sürdürdü; “Bu aileler, dünya genelindeki şeker üretiminde de önemli pay sahibidir.  Ülkemizdeki Cargill firması da bu alanda üretim yapan bir Yahudi firmasıdır.

ABD Başkanı Bush döneminde gerçekleşen Erdoğan – Bush görüşmesinden sonra çıkarılan bir yasa ile bu firmanın Bursa Orhangazi’deki tarım alanı içinde yasalara aykırı olarak kurulmuş olan fabrikasına yasal statü kazandırılmış ve çalışmasına imkan sağlanmıştır.  Yakın zamanda gerçekleştirilen Erdoğan – Tillerson görüşmesinin de ana teması bence ‘Afrin’ değil şeker olmuştur.

Şeker üzerinden, Türkiye bağımlı ve hastalıklı bir ülke haline getirilmek isteniliyor. Şöyle ki; Cargill’in ürettiği şeker, mısır ve nişasta bazlı şekerdir. Nişasta bazlı şekerin ne anlama geldiğine şöyle bir örnekle açıklık getireyim. 1 birim nişasta bazlı şeker, 200 – 300 birim beyaz şekere eşdeğerdir. Ve bu şekerin içeriğindeki fruktoz, glikoz gibi maddelerin insan sağlığına son derece zararlı olduğu, bilim adamlarınca da saptanmıştır.

Dünyadaki şekerin %77’si şeker kamışından, %23’ü şeker pancarından elde edilmekte. Nişasta bazlı şeker ise doğrudan tüketilmeyip tatlandırıcı olarak, çeşitli yiyecek ve içeceklerin imalatında kullanılmaktadır.

Ne yazık ki ülkemizde satışa sunulan ve bolca tüketilen kola, meyve suyu, çikolata, kek, bisküvi, şekerleme vs ambalajlı ürünlerin büyük çoğunluğunun içeriğinde (NBŞ) glikoz ve fruktoz şurubu bulunmaktadır ve insan sağlığını doğrudan tehdit etmektedir.

Nitekim ülkemizde son yıllarda hayli artan kanser, kalp krizi, obezite, böbrek yetmezliği, şeker hastalığı gibi hastalıkların altında yatan nedenlerin başında bu gelmektedir. Şöyle bir kendinizi yoklayın, son zamanlarda katıldığınız cenazelerin ya da duyduğunuz ölümlerin ne kadarı kanser vakasıyla bağlantılıydı? Bu tesadüf mü sizce?

Avrupa’da nişasta bazlı ürünlerin ithalatı %1.6 ile sınırlandırılırken bu oranın Türkiye’de %10 olması – iç kamuoyunun ve muhalefetin baskısı ile bu oran %7.5 oranına düşürüldü – hayli düşündürücüdür. Üstelik bu kotanın da aslında hiç uygulanmadığı söylenebilir. Zira buna dair ne ciddi bir denetim mekanizması var ne de bu yönde bir irade.

Şeker fabrikalarının satışı ile ne olacak sorusunun cevabı, dolayısıyla başımıza örülmek istenen çorap şudur: Türkiye’de yerli şeker üretimi azalacak. Bu açığı kapatmak üzere, Cargill gibi nişasta bazlı şeker üreticilerinin önü tamamen açılmış olacak, aynı zamanda nişasta bazlı şeker ithalatı arttırılacak. Türkiye gıda sektöründe çok daha büyük oranda dışa bağımlı hale getirilecek!

Avrupa’ya pazarlanamayan ürünler, rahatlıkla Türkiye’ye pazarlanabilecek!

Dolayısıyla Türk halkı, söz konusu gıda savaşlarında yavaş yavaş ölüme mahkum edilecek!

Bu çerçevede şunu da belirtmek isterim. Ülkemizde yerli tohum yasaklanmış durumda. Yerine her sene tekrar tekrar GDO’lu kısır tohumlar ithal ediyoruz.

(2002’de 7.6 milyon dolarlık bu tip tohum satın aldık. Bu rakam 2017 yılında 425 milyon dolara çıktı!)

Ayran içiyoruz içinde yoğurt yok. Tavuk yiyoruz, tavuk değil.

Denetim yok, kısıtlama yok, yerli ve milli bir politika yok!

Peki tüm bu gelişmeler olurken Türkiye’de neler oluyor? İstiklal marşımızın bestesi ile ilgili bir konu ortaya atılıyor ya da taciz – tecavüz haberleri manşetlere taşınarak dikkatler başka taraflara çekilmeye çalışılıyor.

Bu oyunu bozmak, yanlıştan dönmek, mevcut anlayıştan kurtulmak lazım. Türkiye bir an evvel,yerli üretime dönerek,milli bir tarım politikası geliştirerek gıda sektöründe dış güçlerin pazarı olmaktan, onlara bağımlı kalmaktan kurtarılmalıdır.

Aksi taktirde ‘One minute’ diyerek sözünü kestiğimiz Yahudiler,  bizim gırtlağımıza iyiden iyiye çökecek, geleceğimiz açıkça felaket olacaktır…

 

 

Beğen FAVORİ YORUM OKU
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster
0
Bu paylaşım hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz, lütfen bir yorum yapın.x
()
x