Türkiye’de Kur Savaşları

Pandemi sürecinde küresel ekonomilerde yaşanan en büyük sorun hiç şüphesiz yüksek enflasyon ve yükseltilmek zorunda kalınan faizler oldu.

Tabii ki bizde ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bunlara ek olarak ortaya çıkan yüksek kur sorunu olayın boyutunu daha da karmaşık bir hale getirdi.

Kur sorunu denilince aklıma hiç şüphesiz ünlü Amerikalı ekonomist James Rickards’ın “Kur Savaşları” adlı kitabı geliyor.

James Rickards, “Kur Savaşları” adlı kitabında, Pentagon’un gerçekleştirdiği ve kendisinin bizzat yöneticiliğini yaptığı ilk “finansal savaş oyunu” ile ilgili anılarını anlatıyor.

 
 

Rickards kitabında, ABD’nin Baltimore ile Washington D.C arasında, 1.600 dönüm arazide kurulu bir tesisten bahsediyor. Bu tesiste çok gizli, ileri teknoloji kullanan uygulamalı fizik ve silah araştırma çalışmalarının yapıldığını belirtiyor.

Önceki dönemlerde onlarca kez savaş senaryolarının kurgulanıp tartışıldığı bu tesiste şimdi de “finansal savaş” senaryoları sahneye konuluyordu. Ancak burada kur savaşları başta ABD olmak üzere Çin, Rusya, Japonya, İngiltere, İsviçre gibi ülkeler arasında gerçekleşiyordu.

Ülkeler birbirlerine karşı finansal hamleler yaparak ekonomik savaşta üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Buradaki hamlelerden en önemlileri hiç şüphesiz yerel para birimleriyle ticaret ve düşük değerli kur politikasıyla dış ticarette avantajlı duruma geçmek oluyordu.

Ülkemizde ise durum biraz daha farklı.

Hükümet bir taraftan küresel finans çetelerinin yaptırımlarıyla mücadele ederken diğer taraftan en büyük mücadeleyi maalesef yerli finansal çetelere karşı yapıyor.

Bir tarafta döviz kurunun yükseleceği beklentisiyle elindeki TL varlıkları dövize çeviren ve bu şekilde satın alma gücündeki olası azalmanın önüne geçmek isteyen sıradan hanehalkı, diğer taraftan elindeki tüm varlıkları dolara dönüştürüp bundan rant elde etme gayretinde olan finansal baronların oluşturduğu dolarize olmuş bir mevduat yapısı.

Sıradan halkın elindeki küçük birikimlerini dövize çevirerek enflasyona karşı koruma altına almasını tabii ki yadırgayamayız.

Ancak hiç ihtiyacı olmamasına rağmen bankalardan aldığı TL kredileri dövize çeviren, döviz geliri veya gideri olmamasına rağmen tüm ticaretini dövize endeksli hale getirenlere de birkaç sözümüz olmalı.

Devletin en büyük mücadeleyi yaptığı kesim hiç şüphesiz elindeki devasa finansal gücü kullanarak dövizdeki artışları ranta çevirmeye çalışan ve bu küresel kriz dönemini fırsata çevirip paradan para kazanma alışkanlıklarını depreştiren mutlu (!) bir azınlık.

Ekonomi yönetimi bu mutlu azınlıkla mücadele edebilmek için temel ekonomi kuralları ve temel özgürlüklerin dışına çıkmadan mücadele etmeye çalışıyor.

Ancak alınan bu kararlar maalesef ticaretini iş ahlakına uygun bir şekilde gerçekleştiren, dürüst, vatan sever iş adamlarını da son derece olumsuz etkiliyor. Başka bir deyişle kurunun yanında yaşta yanıyor.

Yurtiçinde döviz ile ödeme yasağı, kur korumalı mevduat sistemi, döviz kredisi kullanma yasağı, döviz mevduat faizlerine uygulanan yüksek stopajlar, döviz mevduatı olan firmalara TL kredi kullanma yasağı, konut kredilerinde sınırlamalar gibi birçok para ve maliye politikası araçları ile bu mutlu kesime karşı mücadele yolları aranıyor.

1 Ağustos 2022 tarihli Yeni Akit Gazetesi’nde “Kredi vurguncuları hesap versin” manşetiyle yayınlanan haberde bu konuyla ilgili açıklamalarıma yer verilmişti.

Burada yaptığım açıklamada şunları söylemiştim:

Akit’e konuşan Uzman Ekonomist Mustafa Özbay, şunları dile getirdi: “Küresel ekonomik kriz beraberinde fırsatçılık ve paradan para kazanma hırsına bürünmüş kesimlerin iştahını artırmaktadır. Bazı likidite sorunu olmayan ve dövizle ilişkili ticari faaliyeti bulunmayan firmaların bu kredibilitesini ranta çevirerek bankalardan almış olduğu düşük faizli TL kredileri dövize çevirerek rant peşinde koştuğuna şahit oluyoruz. Bu durum FETÖ’cü hainlerin silahlarımızla bizi vurmasından farkı yoktur. Ekonomik kriz döneminde ihtiyaç harici alınan her döviz ülke ekonomisine sıkılan bir mermi, ABD ekonomisine gönderilen bir bağıştır. Hükümetin elinde olan bu şirketlere en ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Unutulmamalıdır ki dünyanın sorunu aç insanları değil, zenginleri doyuramamaktır.”

29 Temmuz itibariyle ülkemizdeki yerleşik gerçek ve banka dışı tüzel kişilerce mevduat ve katılım bankalarında tutulan yabancı para mevduat düzeyini gösteren grafiği aşağıda yayınlıyorum.

Grafikte mavi renkli çizgi Gerçek Kişileri, siyah renkli çizgi Tüzel Kişileri, Yeşil renkli çizgi ise toplam döviz mevduat tutarını göstermektedir.

Grafiğe göre gerçek kişilerin döviz mevduatlarının tüzel kişilerin %65 üstünde olduğunu görüyoruz. Bu durum halkın TL’ye olan güveninin büyük ölçüde sarsıldığının ve dövizde hala yüksek artış beklentisinin korunduğunun en önemli göstergesi.

Bu grafikte Gerçek kişilerin, yani hanehalkının 29 Temmuz itibariyle bankalardaki toplam mevduat tutarı 132.015.750.000 usd/eur v.s Yabancı para, tüzel kişilerin mevduat tutarı ise 80.679.750.000 usd/eur v.s Yabancı para olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Bu mevduat yapısına sahip olan en ileri ülke ekonomilerinin bile sıkıntıya girebileceğini düşünürsek olayın ne kadar da milli bir mesele haline geldiğini daha rahat anlayabiliriz.

Dövizin kurlarındaki artışların enflasyona etkisinin yüksek faizlerden çok daha fazla ve kısa sürede etkili olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Bu durumda önümüze doğal olarak iki seçenek çıkmış oluyor. Yüksek faizler mi, yüksek kur mu?

Burada hiç şüphesiz yüksek faiz çok daha ehven görünüyor.

Kuru düşürmenin yolu ise hanehalkı ve şirketlerin ellerindeki dövizleri bozdurmasından geçiyor.

Hatta şunu çok net bir şekilde iddia ediyorum ki hanehalkı ve fırsatçı şirketlerin ellerinde rant amacıyla tuttukları dövizlerin %40’ ını (yaklaşık 80 milyar) bile bozmaları halinde usd ve eur’nun kısa sürede 10-11 TL seviyelerine, enflasyonun ise %35’ler seviyesine düşecektir.

Hükümet enflasyon, faiz ve döviz şer cephesiyle çetin bir mücadele verirken ellerimizde tuttuğumuz her döviz ile bu şer cephesine cephane taşıdığımızı, kısa vadede kazanıyor görün sekte orta ve uzun vadede çok büyük kayıplar verdiğimizi anlamamız gerekiyor.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.