Pendik Gazetesi

SEYREDEN DEĞİL ÜRETEN OLMALIYIZ

Abidin Ekren: Yeni dünyada ülkeler gelişmeleri seyreden değil, üreten olmak zorundalar. Örneğin biz genel itibarı ile üreten değil ‘satın alan’ konumundayız. ‘Üretiyoruz’ dediğimiz birçok şey de montajdan ibaret. Bu şekilde bir yere varmamız mümkün değil

İlçemizin entelektüel isimlerinden biri olan Bağımsız Kamu Denetçisi Mali Müşavir Abidin Ekren ile gündem üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Ekonomiden siyasete, pandemiden yerel yönetimlere temel bazı başlıklarda görüşlerini ifade eden Ekren’in çarpıcı söylem ve yorumları ile okurlarımızı baş başa bırakıyoruz.

Pandemi ile başlamak istiyoruz. Malum en sıcak gündem virüs. Sizi korkutuyor mu?

Korkmak yerine, tedbirli davranıyorum. Herkese de tavsiyem bu sürecin sonuna kadar tedbiri elden bırakmamaları. Hijyen, maske ve sosyal mesafe bu noktada olmazsa olmaz. Kanaatimce aşının bulunması ile bu problem de ‘acı hatıralarla dolu olmakla birlikte’ tarihe karışacaktır.

Siz ekonomi ve siyasetle doğrudan ilgilisiniz. Sosyal hayatta da oldukça aktifsiniz. Gözlemlerinize göre pandemi süreci sosyo ekonomik ve sosyo politik hayatımızı,
insanımızı ve ülkemizi nasıl etkiledi – etkiliyor – etkileyecek?

Öncelikle bu sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir durum değil. Tüm ülkeleri ve insanlığı olumsuz etkiliyor. Ekonomisi güçlü ülkeler, çalışan ve işveren olmak üzere vatandaşlarına daha etkin katkılarda bulunabiliyor. Bu anlamda, Türkiye de ancak elinden geleni yapıyor diyebilirim.
Pandemi özellikle ekonomik hayata olumsuz etki yaptı. Süreçten fakir daha fakir, zengin daha zengin çıkacak gibi görünüyor. Ulus devletler açısından da bu böyle.

Dünya nüfusunun azaltılması, virüsün özellikle üretilip yayıldığı iddiaları vs komplo teorisyenlerinin dilinden düşmüyor. Bu konuda ne dersiniz?

Şüphesiz bir bilgi kirliliği yaşanmakta. Önüne gelen, ağzına geleni söylüyor. Bu durum da vatandaşı hem yanlış yönlendirebiliyor hem de ürkütebiliyor. Kaynaksız, asparagas haberlere itibar edilmemeli.

Pandemi bir yana; ‘yapay zeka’, ‘yeni dünya düzeni’ gibi kavramlar da insanlığın gündeminde. Sizin öngörünüz nedir?

Evet dünya değişiyor ve sosyal, kültürel, ekonomik anlamda yeni bir düzen oluşuyor.
Bu süreçte bilime ve teknolojiye önem veren, gelişmelere ayak uydurabilen ülkeler güç kazanacak, söz sahibi olacaklar. Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk’ün de bize işaret ettiği yol budur.

Altını çizerek ifade etmek isterim ki; ülkeyi yönetenler (her nerede olursa olsun) ideolojilerine göre değil, mevcut şartları göz önünde bulundurarak, ülkelerinin çıkarlarına uygun politikalara yönelerek iş görmeliler.

Gelişmeleri seyreden, onların dedikodusunu yapan değil; üreten olmak zorundalar. Örneğin bizim ülkemiz genel itibarı ile üreten değil ‘satın alan’ konumunda. ‘Üretiyoruz’ dediğimiz birçok şey de montajdan ibaret. Bu şekilde bir yere varmamız mümkün değil.

Karşımızda bir Güney Kore örneği var. 30 yıl önce az gelişmiş ülkeler arasında yer alıyorlardı. Bugün ‘Samsung’, ‘Kia’, ‘Hyundai’ gibi kendi üretimleri olan birçok markayı dünya piyasasına sunuyorlar.
Biz de pekala yapabiliriz.
Virüs aşısını bulanlar Türk kökenli! Aynı şartları ülkemizde de bulabilmeleri lazım.

Kendi ar-ge departmanlarımızı oluşturup, gençlerimizi geleceğe hazırlamalı, dışa bağımlılıktan kurtulmalıyız.
10 yıl sonra kendi yapay zeka robotlarımızı üretememiş ya da dünyaya pazarlayabileceğimiz markaları geliştirememiş isek yazık olur. Kahramanlık türküleri ile yeni dünyada köle olarak kalırız…

Malum her şeyin başı ekonomi. Siz bir mali müşavir olarak ülkemizde uygulanan ekonomik politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomi, bileşenleri oldukça fazla bir kavram. Dünyada olup bitenlerden de bağımsız değil.
Ülkemiz; Ortadoğu ve Asya çemberinde, kaosun ve savaşın yaşandığı bir alan içerisinde yer alıyor.
Ekonomik olarak olumsuz etkilenmemek ve artı yönde mesafe alabilmek adına, bu kaosun içerisine girip güç ve zaman kaybetmemeliyiz.
AKP hükümetleri döneminde, bu anlayış ile hareket edilmediğini görüyoruz. Dolayısı ile de ekonomimiz hep güç kaybediyor.
Ekonomiyi olumlu yönde etkileyen bileşenlerden biri de; güven! Eğer ülkenizdeki adalet sistemi, özgürlükler, iç barış ve istikrar dış dünyaya güven vermiyorsa; yatırımcıyı çekmeniz, ihtiyaç duyduğunuz kredileri almanız da çok zorlaşır.
Şu an AB Merkez Bankası’nın kasasında, kredi alma yetisine sahip üye ülkelere dağıtılmak üzere ( hem de uzun vadeli olarak ) 3 milyar Euro beklemekte. Fakat Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkeler dahi bu kredilerden faydalanırken biz kullanamıyoruz.

AKP hükümetinin bir an evvel ekonominin gerçeklerine göre hareket etmesi şart. Ekonomide oy kaygısı ile atılan adımlar, kısa vadede göz boyayan uygulamalar; ancak ekonomik istikrarı ve gelişmeyi baltalayan eylemlerdir.
Çok şey daha söylemek mümkün ama son olarak şunu belirtmek isterim: Ülkemizde gelir dağılımındaki dengeyi iyileştirmeyi başarmalıyız. Ne geliyorsa başımıza, gelir dağılımı adaletsizliğinden geliyor. Ve bu sorunu çözemeyen iktidarlar, er geç hüsrana uğramaktan kurtulamıyor…

Politikaya doğrudan gelecek olursak, zaman zaman gündeme getirilen ‘erken seçim’ söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yapılacak seçimlerde yeni ittifaklar oluşabilir mi?

Mevcut iktidarın en başarısız olduğu alan ekonomidir dersek abartmış olmayız. AKP’ye oy verenler dahi ekonomiden şikayetçi!
Dolayısı ile ekonomide bir rahatlama sağlayamadan, hükümetin mevcut şartlarda erken seçim kararı alması düşünülemez.
Fakat normal seçim sürecine de çok uzun zaman kalmadı. %50.01’lik bir oy oranının arandığı bir sistemde; ittifaklar noktasında her türlü sürpriz, yeni oluşumlar yaşanabilir.
Esasen AKP ve MHP ittifakının birbirlerine pamuk ipliği ile bağlı olduğunu da hesap etmek gerekir…
Kişisel olarak; önümüzdeki seçimler sonucunda ülke yönetimini farklı bir anlayışın devralacağını öngörmekteyim.

Son sorumuz yerelden gelsin. İstanbul Büyükşehir ve Pendik Belediyesi 1. yıllarını geride bıraktı. Ekrem İmamoğlu ve Ahmet Cin’in performanslarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir kere şunu peşinen söyleyelim: Türkiye’nin en önemli ve büyük ili olan İstanbul’a ve Ekrem İmamoğlu’na iktidar tarafından haksızlık yapılıyor. Ülke başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Parlamento etkisiz hale getirilmiş, tek yetki başkana verilerek güçlendirilmiş.
Diğer taraftan; İBB’de meclis çoğunluğu AKP’de olduğu için, İmamoğlu’nun birçok noktada kolu kanadı kırılmış durumda. Her türlü engelleme ile de önü kesilmeye çalışılıyor.
Ortada adil olmayan bir durum var yani. İmamoğlu’nun hizmet performansının ‘beklentilerin altında’ kalması için ne gerekiyorsa yapılıyor. Pandemi döneminde İBB’nin yardım toplamasına yasak getirilmeye çalışılması, bariz engellemelerden sadece biri.
Bu şartlar altında İmamoğlu’nun duruşunu ve üslubunu bozmamasını da takdirle karşılıyorum.
Savurganlığın, israfın kaynakları yandaşlara ve ne yaptığı belirsiz cemaatlere aktarmanın önüne geçilmiş olması, hizmetlerin adil ve halka yönelik gerçekleştirilmesi Ekrem İmamoğlu’nun karnesine ‘başarılı’ demek için yeter de artar bile.
Pendik’e gelince… Başkan Ahmet Cin’in bu ilçeden yetişmiş bir insan, tabiri uygunsa ‘Pendik’in çocuğu’ olması, Pendikliler için önemli bir şans. Başkan Cin, ilçenin meselelerine vakıf bir isim.
Başkanlık süreci içerisinde; vatandaşlarla iç içe olması, mesaisinin çoğunu koltukta oturarak değil, sahada geçirmesi de takdir edilecek bir anlayış. Pandemi sürecindeki performansı da oldukça iyi denilebilir.
Fakat kentsel dönüşüm, çevre temizliği, ekonomik – sosyal ve kültürel alanlardaki atılımlarla ilçenin yaşam kalitesinin ve marka değerinin yükseltilmesi gibi temel konularda başarının yakalanması gerekir. Örneğin, devasa bir alana ve nüfusa sahip ilçemizde, devlet hastanesinin halen ‘ilkel şartlarda’ hizmet vermesi kabul edilemez.

Görüşlerinizi samimiyetle ve açıklıkla paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Pendikli hemşerilerimize düşüncelerimi aktarma olanağı verdiğiniz için ben de size teşekkür ederim.

Beğen FAVORİ 2 YORUM OKU
Bildir
2 Yorum
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster
Mustafa demirdirek
10 ay önce

İyi bir ekonomist analizi.teşekkürler

Nurettin YILMAZ
10 ay önce

İBB de Ekrem İMAMOĞLU nun İstanbul’a ihanet ettirmemesi bile başlı başına başarı olarak şimdiden hanesine kaydedilmiştir. 25 yıllık tüm sorunların üstesinden her türlü baskı ve yıldırmalara karşın gelinmeye çalışılşa da önümüzde yapılacak çok işlerin olduğunu biliyoruz. Anlayışın toptan değişmesi İstanbul için dünya kenti şansını arttıracaktır….

2
0
Bu paylaşım hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz, lütfen bir yorum yapın.x
()
x