Pendik Gazetesi

NORMAL SÜRE BİTTİ UZATMALARI OYNUYORLAR

Deniz Aydemir: “Pandemi şartları, geçtiğimiz yıl olası bir erken seçimi erteledi. Fakat hiç kimse bu hükümeti sırtında daha fazla taşıyamaz. 2021 yılının haziran ayı ya da sonrasında bir erken seçim kaçınılmaz”

DENİZ AYDEMİR ilçemizin entelektüel isimlerinden biri. SMMM unvanına sahip Aydemir; ekonomi ile doğrudan ilişkili olduğu kadar, politik kimliği ile de siyaset dünyasının içinde yer alıyor. Ulusal ve yerel ölçekte görüşlerine sık sık yer verdiğimiz Aydemir’in, ‘gözlem ve düşüncelerini paylaşırken sözünden sakınmıyor olması da’ bizim gözlemimiz.

Yaşananları ‘objektif bir bakış açısıyla’ yorumladığını ifade eden Aydemir’in; ‘Ekonomi kötüye gidiyor / AKP güç kaybediyor’ söylemleri, son 2 yıldır ‘Ekonomimiz batmış durumda / AKP iktidarının sonuna geldi’ şeklinde evrilmiş bulunuyor.

“Bu tablodan hareketle, mevcut hükümet için şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Normal süre bitti. Uzatmaları oynuyorlar” sözü de, yeni söyleşimizin başlığını oluşturuyor.

İşte; 2020 yılını ekonomik ve siyasi açıdan değerlendirmesini istediğimiz Deniz Aydemir’in sorularımıza verdiği cevaplar:

‘Türkiye ekonomik anlamda bir çıkmazın içinde’ diyorsunuz. Bu cümleyi neye, hangi verilere dayanarak söylüyorsunuz?

Bu sorunuz, gün ortasında sorulmuş ‘Havanın aydınlık olduğuna emin misiniz?’ gibi bir soruya benziyor. Yani her şey o kadar açık ve aydınlık ki fark etmemek için kör olmak gerekiyor. Ekonominin ‘batık’ olduğunu göstermek için; çizelgeler sunmaya, özel tanımlamalar yapmaya gerek yok. Ev hanımlarına sorun kâfi…

AK Parti kanadı sizinle aynı görüşü paylaşmıyor ama…

Kanatları kaldı mı orası şüpheli! Fakat şunu söyleyebilirim. AKP algı yönetimindeki imkânları vasıtası ile iktidarda kalma sürecini bu günlere taşıyabildi.

Vatandaşın öncelikli gündemi; ekonomi yani işsizlik, hayat pahalılığı, düşük ücretler, emekli maaşlarının yetersiz olması, inanç ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, yargı sisteminin siyasallaşması, usulsüz tutuklamalar gibi en temel başlıklar iken; mevcut hükümet döneminde dikkatler hep başka konulara, yapay olarak üretilen gündemlere yönlendirildi.

Başörtüsünü, Alevi – Sünni meselesini, Türk – Kürt ayırımını, Kanal İstanbul’u, Ayasofya’yı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifasını, Berat Albayrak’ın maceralarını konuştuk. Survivor seyrettik. Son yapay gündemimiz de ‘Türkçe ezan’ oldu.

Bu anlamda, hükümetin pozisyonu; Titanik faciasında, görevlilerin keman çalarak kazazedeleri oyalamaya çalışmasına benziyor. Ve doğrusu güzel keman çalıyorlar. Ama gemi batıyor…

Sizce, bahsettiğiniz tablo nasıl oluştu?

En temel yanlış ‘Beton Ekonomisi’ anlayışı oldu. İnşaat sektörünü ayakta tutarsak, ekonomiyi de rahatlatırız düşüncesiyle her yer beton yığınlarına dönüştürüldü. Şimdi, satılamayan – hayalet boş binalarla örülü memleket!

‘Üretim’ kavramı adeta lügattan çıkartıldı. Kapitalist sistemin dayattığı tüketim toplumu özendirildi.

Bu süreçte ‘hizmet’ adına paralı yollar, köprüler, alt ve üst geçitler inşa edildi. Ama ne yazık ki; şaşaalı resmi açılış törenlerinin hemen hiçbirinin, işçi istihdamına yönelik bir yansıması olmadı.

İşsizlik; yeni üretim sahaları açmakla giderilebilir. En basitinden, her biri 10 milyon dolara mal edilen köprülerin yerine ( çok daha astronomik maliyetleri olan işlevsiz yatırımlar da mevcut) bu paralarla uygun lokasyonlarda fabrikalar tesis edilseydi; hem üretimde süreklilik sağlanır hem de istihdam söz konusu olurdu.

Bunun yanı sıra, Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki kazanımlarımız, gelir getiren en önemli kaynaklarımız komik fiyatlarla satılarak özelleştirildi.

Vatandaştan toplanan vergilerden elde edilen gelirler de isabetli yatırımlarla buluşturulmadı, israf edildi.

Önemli bir ayrıntı olarak altını çizmek isterim; harcamalar da şeffaf bir şekilde yapılmadı. Elde edilen gelirlerin nasıl ve nereye harcandığı hakkında kamuoyuna bilgi verilmedi.

AKP iktidarı döneminde; geçiş garantili yollar, uçuş garantili havaalanları ile ülke önümüzdeki 25 yılı kapsayacak şekilde borç batağına sokuldu. Bu günkü çocukların, gençlerin yani gelecek kuşağın yaşamına da ipotek konmuş oldu.

Türkiye bu gün kısa vadede 185 milyar dolar dış borcu olan, fakat ödeme gücü bulunmayan bir ülke. Borç ödeyebilmek için borç da alamıyoruz! (Bu cümleyi kurmak bir yurtsever olarak bana çok acı veriyor) Alırsak da çok yüksek faizler ödemek zorunda kalıyoruz.

Ülkemizin dış dünyadaki para piyasalarında risk puanı o kadar yüksek ki; Türkiye’nin borç para bulmak için gerçekleştirdiği son üç ihaleye, uluslararası tefeciler girmedi bile…

Çünkü bu noktada, ekonomik veriler ile birlikte; istikrar, demokrasi, insan hakları, hukuk gibi kavramlar da hesaba katılarak ‘güven’ noktasında değerlendirmeler yapılıyor.

Ve maalesef karnemizdeki notların hemen hepsi çok zayıf. Güven duyulmayınca, hem içte hem de dışta, yatırımcılar Türkiye’yi tercih etmiyor.

Tabi ki şunu da ifade etmek gerekir: İyi işler yapmak adına bazı uygulamalarınız hatalı – isabetsiz olabilir. Bundan ders alır, telafi yoluna gidebilirsiniz. Ama temelde zihniyet hatalı ise, yanlışlar ardı ardına sürer.

Bu noktada, Hazine ve Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın istifasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu istifa, benim daha önceki söyleşilerde ‘ekonomi kötüye gidiyor’ söylemimi doğrulayan bir gelişme oldu. Sosyal medyada da yayınlanan bu söyleşilerin altına bazı arkadaşlarımız ‘Söylediklerin gerçeği yansıtmıyor. Politik ağızla konuşuyorsun’ türünden yorumlar yapmışlardı. O yorumlar halen duruyor. Ama Albayrak gitti…

Fakat çözüm için Berat’ın değil, mevcut anlayışın toptan değişmesi lazım.

Öyle bir tablo çizdiniz ki bir çıkış yolu yok gibi görünüyor ve bu da kulağa pek gerçekçi gelmiyor. Mevcut hükümetin gerçekleştirdiği iyi hizmetler de yok mu?

Dikkat ederseniz, aslında son cümlemde bir çıkış yolunun var olduğunu ima ettim. En büyük sorunlar dahi elbette çözülür. Benim kastettiğim şey, bu zihniyetle bir çözümün mümkün olmayacağıdır. Zihniyet değişir, ulusal ve uluslararası anlamda ‘güven veren’ bir anlayış iktidara gelirse; sorunların çözümü adına umutlar yeniden filizlenir.

Elbette bu yönetim; tutucu, bağnaz, ayrıştırıcı, baskıcı politikalar yerine; akla mantığa uygun, bilimsel politikalar üretecek, çağdaş değerlere sahip çıkacaktır.

Yani ‘tek adamın, ben yaptım oldu’ modeli yerine; ortak aklın kullanıldığı, verilecek kararların toplumun her kesimi tarafından sindirilmesi ile birlikte uygulandığı, yönetenlerin gerçek sorunların çözümüne odaklandığı bir modelden bahsediyorum.

Mevcut hükümetin yaptığı iyi hizmetler yok mu sorunuza gelince: Bu süreç içinde elbette bazı olumlu işler yapıldı. Ama bunlar yetersiz bir oranda kaldı.

Futboldan örnek vererek izah edeyim: Bir takım düşünün, futbolcuları 90 dakikalık maç içinde zaman zaman bir iki güzel paslaşma – atak yapıyorlar. Ama sonuçta maçı 5 – 0 kaybediyorlar.

Bu maçı değerlendirenler, mağlup takım için; ‘iyi şeyler de yaptılar’ şeklinde mi yorumlarlar neticeyi…

Siz ‘2020’de erken seçim olur demiştiniz. Olmadı…

Halen aynı görüşü muhafaza ediyorum. Toplumun hiçbir kesimi bu hükümeti sırtında daha fazla taşıyamaz. Halkımız esasen yapılan son yerel seçimlerde İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde muhalefete destek vererek bunu göstermişti. Geçen yaklaşık 2 yıl süre içerisinde de, iktidar açısından tablo iyiye doğru değil, kötüye doğru yol aldı. Geçtiğimiz yıl Covid-19 virüsü ve pandemi ilan edilmesi ile birlikte; tüm dünya için sıra dışı bir durum oluştu.

Türkiye’de de olası bir erken seçimi bu sıra dışı şartlar erteledi. Gökyüzü kara bulutlar ile kaplıysa, yağmurun yağacağını ön görmek medyumluk gerektirmez. Mevcut şartlarda bir erken seçimin olacağını ön görmek de böyle bir şey. 2021 yılının haziran ayı ya da sonrasında şu ya da bu şekilde erken seçim göreceğiz.

Seçime karar verecek olan iktidar ortakları değil mi? Onlar ise ‘erken seçim meçim yok’ diyorlar

Yanlış bir saat bile günde iki kez doğruyu gösterir. Bu anlamda geçmiş politikacılarımızdan merhum Süleyman Demirel’in “Seçim zamanı ve seçim sonucunu tencere belirler” sözü çok doğrudur.

Son seçimlerden bu yana vatandaşın alım gücü daha da düşmüş bulunuyor. Ücretlerde komik artışlar olurken, reel enflasyon %40 – %60 civarında.

Ülkemizdeki asgari ücret de; ev kirası, faturalar, giyecek ve yiyecek masraflarını karşılayabilecek düzeyde değil. Ve bu ülkenin çalışanlarının %43’ü asgari ücretle çalışıyor! Yani Türkiye’de asgari ücret, ‘temel ücret’ durumunda. Gelişmiş ülkelerde asgari ücretle çalışan oranının %3 ile %5 olduğunu hesap edersek, sıkıntının boyutunu daha net algılarız.

Bu ülkede artık birçok vatandaşımız günde üç öğün yerine, iki hatta bir öğün yemek yemeğe başladı. Bunu yakın çevremizden de gözlemleyebiliyoruz.

İnsanlarımız ‘yaşamda kalma’ mücadelesi veriyor. ‘İyi yaşamak’ imkânı ve kültürü adeta askıya alındı.

Böylesi bir ortamda hiçbir hükümetin yönetime devam etmesi mümkün olamaz. Yani erken seçim şartları fazlasıyla ve kaçınılmaz bir biçimde mevcut.

Erken ya da normal süresinde bir seçim olur da, yine Cumhur İttifakı kazanırsa ne diyeceksiniz?

Mevcut hükümet, iktidarını devretmek istemiyor. Bunun için de ne gerekiyorsa yapıyor. Toplumu kutuplaştırarak kendi seçmenini yanında tutmak istiyor. Çoğu zaman ‘PKK’ kartına ya da ‘dış güçler’ söylemine sığınıyor. Yapılacak seçimde de her türlü illegal oyuna, hileye başvurulacaktır kanaatindeyim.

Ama bu sefer bunların hiçbiri, istedikleri neticeyi almalarına yetmeyecektir. İstanbul’da kaybettikleri seçimi alavere dalavere yolu ile yenilediler de ne oldu? Çok daha fazla bir oy farkıyla ikinci kez kaybettiler. Saraylarda yaşayıp; esnafı, emekliyi, işsizi, mağduru gözetmezseniz; kendi seçmenlerinizin de dahil olmak üzere, önce insanların gözünden, ardından da iktidardan düşersiniz.

Dolayısıyla bu sorunuza cevaben; bir atasözü gibi hafızalarımızda yer etmiş, Şair Namdar Karatay’ın şiirinden bir alıntıyı aktarmak isterim:

“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye”

Beğen FAVORİ YORUM OKU
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster
0
Bu paylaşım hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz, lütfen bir yorum yapın.x
()
x