Pendik Gazetesi

MHP ADAYI MURAT ŞAHİN: PENDİK’TE MHP’NİN POTANSİYELİ YÜZDE SEKSEN

MHP Pendik Belediye Başkan Adayı Murat Şahin, kelimenin tam anlamıyla merdivenleri teker teker çıkarak yükselişini sürdüren bir isim. Bu gerek özel yaşamı, gerek iş hayatı, gerekse de siyasi kariyeri için böyle.

Çınardere’de doğmuş, bu mahallenin çetin şartları içerisinde kavrularak, her türlü olumsuzluğa, zor şartlara rağmen bir başarı öyküsünün kahramanı olmuş Murat Şahin’i Pendiklilere daha yakından tanıtmak üzere gerçekleştirdiğimiz bu söyleşinin satır aralarında da, altı çizilecek, örnek alınacak çok şey mevcut.

‘Zenginlik’ tarifini, “Sabahleyin yatağınızdan kalkıp gidecek bir işiniz, akşam bir an evvel geri dönmek, kavuşmak istediğiniz bir eviniz varsa, zengin sayılırsınız” şeklinde yapan; “17 yıldır hiçbir pazarımı ailemden ayrı geçirmedim” , “Dünyayı gezdim, her seferinde Türkiyeme ve Türk milletine olan sevgim, bağlılığım arttı. Türk ve Müslüman olmakla gurur duydum” , “ Ömrümde bir kez bile ifade vermek için dahi karakola düşmedim” , “ Değişmedim. Çocukken kuru fasulye ve pancar çorbasını severdim. İş hayatımda başarılı oldum. Kazandım. Halen kuru fasulyeyi ve pancar çorbasını severim” , “Siyaset ancak hizmet etme alanıdır. Politikaya bu yüzden ilgi duydum. Bana verdiklerinden dolayı kendimi bu ilçeye, bu şehre, bu ülkeye borçlu hissediyorum. Borcumu ödemek üzere bir adım öne çıktım” , “Yapabileceğim şeylerin sınırlarını çizmek, hayallerimi ve hayallerinizi kısıtlamak istemem. Ama yapamayacağım şeylerden eminim. Sonradan vicdanımı rahatsız edebilecek hiçbir şeyin altına imza atmam” sözleri ile kendini ifade eden Murat Şahin’i, nev-i şahsına münhasır sıra dışı bu insanı sizlere sunmaktan keyif duyuyoruz.

İşte sorularımız ve MHP Pendik Belediye Başkan Adayı Murat Şahin’in cevapları:

Bize özgeçmişinizden kısaca bahseder misiniz? Kendinizi nasıl bir insan olarak tanımlarsınız?

Aslen Giresunluyuz. Ben 1978 Pendik Çınardere Mahallesi doğumluyum. Pendik’e çok eski yerleşmişiz. Babaannem 96 yaşında ve halen Pendik’te yaşıyor. Evli ve ikisi erkek (Alparslan ve Oğuz Kağan) birisi kız olmak üzere (Şeyma) üç çocuk babasıyım. Eşim Emrihan ev hanımıdır. Ülkücü bir babanın kızıdır ve siyasi faaliyetlerimde en yakın yardımcımdır. Seçim döneminde de en az benim kadar çalışıyor.

Bu süreçte, sahibi bulunduğum diş hastanelerindeki işlerimi, yine bir diş hekimi olan erkek kardeşim yürütmekte.

Zor bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim. Çınardere iyi yürekli, mert, merhametli, dost canlısı insanlarla dolu olmakla birlikte bazı olumsuzlukları da içinde barındıran, fazlasıyla ihmal edilmiş bir mahalle. Burada yaşamak o kadar kolay değil. Allah’a şükür, bu zamana kadar bir kez bile karakola ifade vermeye gitmedim. Kötü hiçbir işin, eylemin içinde olmadım. Acıların içinde büyüyerek yetiştiğim, türlü tuzaklara rağmen doğru yoldan ayrılmadığım için de kendimi şanslı sayıyorum.

Bu arada;  Çınardere’de yetişmiş, doğru yolda yürümüş birçok başarılı arkadaşımız da var. Buna karşılıklı seviniyoruz.

Yaşadığım hayat bana her türlü olumsuzluktan bir ders çıkararak, ne yapmamam gerektiğini, zorluklar karşısında asla pes etmemeyi, inançla mücadeleyi sürdürmem gerektiğini doğal yollardan öğretti.

Bunun sonucunda kendi anayasama yazdığım ‘olmazsa olmazlarım’ oldu. Gerek özel, gerek iş, gerekse de siyasi hayatımda sonradan vicdanımı rahatsız edebilecek hiçbir şeye yönelmem.

Olaylara rahmani bakarım. Eğer yapılan işte art niyet yoksa, hataları tolere edebilirim. Bu noktada Peygamber Efendimizin hayatını örnek alırım. Kişisel olarak bir başarım söz konusu ise, o biraz da buradan kaynaklanmaktadır.

Uyumlu bir insanım. Kolay sinirlenmem. İyi bir dinleyiciyimdir. Hemencecik arkadaşlık kurmam. Ama arkadaşlık kurduğum insanlarla da ilişkim samimi ve süreklidir. Halen görüştüğüm çocukluk ve askerlik arkadaşlarım mevcuttur.

Gezmeyi severim. Kutsal topraklar dahil, dünyanın birçok yerini gezdim, gördüm. Fakat bende Türkiye’nin ve milletimin yeri ve sevgisi bambaşkadır.

Sporcu bir niteliğe sahibim. Pendik Su Altı Sporları Derneği’nin kurucu üyesiyim.  Dalgıçım. Futbol ile de yakından ilgiliyim. Halen Giresun Dereli Spor Kulübü’nün başkanlığını sürdürmekteyim.

At, köpek, güvercin besleyen tutkulu bir hayvan severim.

Karadeniz müziği dinlemekten, eski Türk filmlerini izlemekten keyif alırım.

İş hayatında başarıyı yakalamış, maddi endişelerini aşmış, kariyer yapmış bir iş adamı olabilirim. Ama geçmişi asla unutmuş, kibire kapılmış değilim. Değişmedim. İş yerimde dahi, daha çok doktorlarla değil; çaycıyla, çalışan diğer personelle görüşürüm.

Çalışmadan duramam. İlla ki bir iş ile meşgul olmalı, işe yaramalıyım. Yolda birinin aracının tekeri patlamış olsa, onun lastik değiştirmesine yardımcı olurum. Gerekiyorsa aracın arkasına geçer iterim.

Okumayı çok sevdiğim söylenemez. Kendimi geliştirme noktasında alternatif mecralara yönelirim. Ama Kur’an – ı Kerim en temel kitabımdır. Araştırmacı bir yapım var. Bilmediğim merak ettiğim her şeyi mutlaka bulur çözerim.

İyi bir aile babası, iyi bir ağabey, iyi bir kardeş, iyi bir evladım. En büyük zenginliğimi ailem olarak görürüm. Eğer sabah uyandığınızda gidecek bir işiniz, akşam bir an evvel geri dönmek, kavuşmak istediğiniz bir eviniz, aileniz varsa zenginsinizdir. Tam 17 yıldır hiçbir pazarımı ailemden ayrı geçirmedim. Tüm aile efradımla maddi manevi ilgiliyimdir. Geniş ailem her şeyin üstündedir.

Alpi Diş Sağlığı Hastanesi’ni kısa sayılabilecek bir süreçte ilçemizin marka sağlık kurumlarından biri haline getirmeyi başardınız. Şubeler açtınız. İş hayatınızdaki serüveniniz nasıl başladı? Bu günlere nasıl geldiniz? Alpi ne anlama geliyor?

İş hayatına çocuk denecek bir yaşta atıldım. Henüz 13 yaşındayken Kurfalı’da faaliyet gösteren bir diş protez laboratuarında çırak olarak işe başladım. Çalışkan olduğum gibi bu alanda yetenekliydim. Burada 1 – 1,5 yıl çalıştıktan sonra Maltepe’de hizmet veren daha gelişmiş bir laboratuvara geçtim. Kalfa olarak 1 yıl da burada piştim. Ardından Kadıköy’de başka bir laboratuvarda 2 yıl kadar çalıştım. Bu sektörde; Avrupa Yakası’nda Osmanbey, Nişantaşı gibi semtlerde çok daha nitelikli işlemler gerçekleştirilebiliyordu. Ben de önce Osmanbey sonra da Nişantaşı’ndaki laboratuvarlarda uzun süre çalıştım, üst düzey işler yaptım.

Bu süreçte mesleğimde aranılan, tercih edilen marka bir isim olmuştum. Nişantaşı’nda, sorumlu olan arkadaşımız kaza geçirip 6 ay kadar işletmeden uzak kalınca, 19 yaşındayken işin başına ben geçtim. Artık işletmeci olarak tek başıma bir laboratuvarı çekip çevirebilecek kıvama gelmiştim.

Araya askerlik girdi. Askerliğime Samsun’da sıhhiyeci olarak, şu anki Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar’ın Tugay Komutanı olduğu 51. İç Güvenlik Tugayı’nda başladım. Askerliği seviyordum. Buradan, 300 kişi arasından seçilerek Tunceli Hozat’a komando olarak gittim.

Askerden dönünce, birikmiş az bir sermaye ile 2000 yılında Pendik Vişne Sokak’ta Şah Dental ismi ile bir diş laboratuvarı açtım. Yaptığım işler tutulunca, Pendik dışından, İstanbul Üniversitesi’nden ve Üniversite çevresinden yoğun siparişler almaya başladım.

Önüm açılmıştı. 2010 yılında Sabri Taşkın Caddesi üzerinde Alpi Diş Polikliniği’ni açtım. ‘Alpi’ ismi; oğlum Alparslan’ın, Pendik ve İstanbul’un baş harflerinden oluşuyor.

Alpi Diş’e en çok hastanın Kaynarca bölgesinden geldiğini fark edince, Kaynarca’ya da ikinci şubemizi açtık. Daha sonraki süreçte de, dönemin şartlarına ayak uydurarak vizyon genişletip, 2016 yılında A sınıfı standartlarında hizmet veren Alpi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ni hizmete soktuk.

Şu an şirketimizin bünyesinde doktoru, akademisyeni, hemşiresi dahil olmak üzere 150 personelimiz görev yapmakta.

Siyaset dünyasına girişiniz nasıl oldu, hangi görevlerde bulundunuz?

1994 yılında Çınardere’de, Ocak Başkanı vasıtası ile Ülkü Ocakları ile tanıştım. Ülkücü camianın savunageldiği değerler benim de maneviyatımda yer alan değerlerdi. MHP’ye girişim de 2001 yılında oldu.

2013 yılında, İbrahim Çam’ın başkanlık yaptığı dönemde ilçe yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptım. 2014’te MHP meclis üyesi adayı oldum. 2015’te Serdar Okay’ın başkanlık döneminde yine ilçe yönetimindeydim.

2015’teki genel seçimlerde milletvekili aday adayıydım. 2016’da İstanbul il yönetimine asil üye olarak seçildim. 2017’de il divanında yer aldım. 2018 genel seçimlerinde MHP 13.sıra milletvekili adayı gösterildim.

Bu süreçte göstermiş olduğum performans dikkatini çekmiş olacak ki; Genel Başkanımız Devlet Bahçeli, NTV kanalında yaptığı konuşmasında “13.sıradaki milletvekili adayımız dahi, 1.sıradaymış gibi çalışıyor” sözleriyle, bana yönelik özel bir iltifatta bulundu.

Son olarak da 2019 Mart ayında yapılacak yerel seçimlerde partimizin Pendik belediye başkan adaylığına layık görüldüm. Türkiye’de adaylığı resmileşen ilk isim oldum.

Başkan adaylığınız ile ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?

Belediye başkanlığı makamı, hizmet üretmek üzere sorumluluk üstlenilen bir makam. Pendik bana hayatım boyunca çok şey verdi. Beni hayallerimin ötesine taşıdı diyebilirim. Kendimi bu ilçeye ve bu ilçenin insanlarına borçlu hissediyorum. Dolayısıyla borcumu ödemek üzere belediye başkanlığı görevine talip oldum. Hizmet etmek için el kaldırdım. Bir adım öne çıktım. Bunu vatani bir görev gibi görüyorum.

Özel yaşamımdan, iş hayatımdan, siyaset dünyasından edindiğim tecrübe ve donanımla bu işin üstesinden layığı ile gelebileceğime inanıyorum.

Partinizin son seçimlerde aldığı oy oranı, iktidar partisinin oy oranının bir hayli gerisinde. Bu açığı kapatacağınıza ve seçimi kazanabileceğinize inanıyor musunuz, bu nasıl olacak?

Bu sorunuzu, yaşadığım bir anı anlatarak cevaplamaya başlamak isterim. Çınardere’de oturduğumu belirtmiştim.  Bir sabah uyandım. Dışarı çıkıp, 40 yıldır yaşadığım mahalleme şöyle bir baktım. Onca sene geçmiş olmasına rağmen, hizmet alma noktasında hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu gördüm!

Pendik’te artık bir şeyler değişmeli. Değişeceğine de inanıyorum. Çünkü seçim çalışmalarını yoğunlukla sürdürdüğüm şu günlerde, bu değişim isteğini vatandaşın gözlerinde, sözlerinde, her halinde hissediyor, görüyorum.

Siz farktan bahsediyorsunuz. Biz bu ülkede iktidar partilerinin %3’lere düştüğünü, siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kaldıklarını gördük.

Benim bu seçimleri kazanacağıma inancım tam. Bu inanç her şeyden önce güçlü bir altyapıdan kaynaklanıyor. Pendik’te MHP’nin tarihsel bir potansiyeli mevcut. Bu ilçede yaşayan insanların %80’inde MHP’ye yakınlık, sempati var. Biz bu potansiyeli harekete geçireceğiz.

Öncelikle ben Pendik’in öz evladıyım. Yerli malıyım. Çocukluğum, gençliğim, iş ve siyaset hayatım bu ilçede geçti. Bu ilçenin insanı ile hemhal olmuş, sıkıntıları, zorlukları onlarla birlikte yaşamış biriyim. MHP’ye oy verip beni seçtiklerinde, belki de ilk kez kendilerinin halinden anlayan, kendilerinden birini seçmiş olacaklar. Bunu halkımıza gerekirse fert fert anlattığımızda, inandığımız şeyleri paylaştığımızda; bir fırtına kopacağını ve beklenen, özlenen değişimin gerçekleşeceğini göreceksiniz.

Seçilirseniz nasıl bir belediye başkanı olacaksınız? Neler yapmayı planlıyorsunuz?

İfade ettiğim üzere, bu makamı Pendik’e olan borcumu ödemek, aşkla hizmet etmek istediğim bir makam olarak görüyorum.

Allah’a şükür iş hayatımdaki başarımla birlikte, hiçbir maddi problemim ve beklentim yok. Belediye başkanlığı maaşını da almayı düşünmüyorum. Bu maaşı belki hayır işlerinde kullanabiliriz.

Henüz gencim. İnançlıyım ve kararlıyım. Enerjimi ve potansiyelimi sonuna kadar kullanarak, Pendiklileri hayalleriyle buluşturmak istiyorum.

Ben halka dokunan bir başkan olacağım. Mutlak suretle, sürekli halkın içinde olacağım. Ne yapacaksam; onlara rağmen değil, onlarla birlikte karar alarak yapacağım.

Yıllardır sürdürülen, dayatılan ‘Ben yaptım oldu’ mantığını söküp atacağım.

Pendik Belediyesi’nin devasa bir bütçesi var. Bu bütçe ile her türlü problemin giderilmesi, ihtiyacın karşılanması mümkün. Yeter ki, sen yapmak iste!

Ama ifade ettiğim gibi, bütçe israf edilmemeli.

Ben millet ne istiyor, neye ihtiyacı var ona bakacağım. Vatandaşın yaşam kalitesini artırmayan, ranta yönelik hiçbir yatırıma müsaade etmeyeceğim. Ve belki de en önemlisi, siyasi bir tavırla kimseyi ötekileştirmeyeceğim.

Benim başkanlık dönemim; birimizin hepimiz, hepimizin birimiz için çalıştığı, birlikte üretip birlikte paylaştığımız bir dönem olacak.

Peygamber Efendimiz, vaaz vermesi için kendisine yüksek bir koltuk gösterilince bunu kabul etmemiş, halkın üzerinde ve uzağında olmak istememiş. ‘Ben ümmetimin ter kokusunu hissetmeliyim’ demiş. Onu örnek alacağım.

Çünkü nihayetinde her şey, her iş Allah rızasını kazanmak için yapılmalı. Sözler de, eylemler de bu anlayışa uygun düşmeli.

Benimle bu duygu ve düşünceleri paylaşan, heyecan duyan herkesi, tüm Pendiklileri; yaşanacak büyük değişimde rol almaya, teferruatlara takılmadan saflarımıza katılmaya, ‘İki günü birbirine eşit olan ziyandadır’ sözünü şiar edinerek; fark üretmek için bu günden tezi yok, aşk ile, şevk ile çalışmaya davet ediyorum.

Duygu ve düşüncelerimi Pendik kamuoyu ile paylaşmama aracı olduğunuz için de, sizlere teşekkür ederim.

Biz de sorularımıza verdiğiniz içten, samimi cevaplarınız için size teşekkür ediyor, çıktığınız bu yolda başarılar diliyoruz.

 

Beğen FAVORİ YORUM OKU
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster
0
Bu paylaşım hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz, lütfen bir yorum yapın.x
()
x