Pendik Gazetesi

KAHRAMANLIK TÜRKÜLERİMİZ ARTIK BİLİM ÜZERİNE OLMALI

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Abidin Ekren, hızla değişen ve gelişen  dünyada, söz sahibi ülkeler arasına girebilmek için; ülke olarak bilime, teknolojiye ve kreatif çalışmalara yönelmemiz gerektiğini vurguladı.

 Abidin Ekren, Pendik ilçesinin önemli değerlerinden biri. Serbest muhasebeci mali müşavir olarak içinde bulunduğu sektörün saygın isimlerinden. ‘Bağımsız Denetçi’ sıfatı ile de, danışman düzeyinde bir meslek erbabı.

Ekren, bu vasfıyla ekonomi dünyasına aşina olduğu kadar, politik kimliği ile de ağırlık sahibi. Siyasi arenada, her daim oyun kuruculardan.

Önemli özelliklerinden biri de; tam bir kitap kurdu olması. Farklı kutuplardaki yazarların, her türden eserini incelemiş; sahip olduğu donanımla, özgün fikirler üretebilen bir entelektüel.

Onunla ‘siyaset ve ekonomi’ konusunda söyleşmek, Türkiye’nin yaşamakta olduğu bu süreçte ‘olup bitenleri’ Ekren’in ekranından okurlarımıza aktarmak istedik.

Altını çizmeliyiz ki, bunu yaparken; meseleleri farklı bir pencereden de görmek isteyenler için, dikkate değer değerlendirmelerle karşılaştık.

Umarız, sizin için de öyle olur.

 

Türkiye yakın geçmişten bu yana; ne ekonomik, ne siyasi ne de sosyolojik açıdan ‘huzur ülkesi’ olmayı başarabilmiş değil. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Sözlerime başlarken öncelikle,  ordumuzun Afrin’de yürüttüğü harekatın başarıyla sonuçlanmasını arzuladığımızı  ifade ederek; şehitlerimize rahmet, gazilerimize de şifalar dilemek isterim.

Sorunuza gelince, Türkiye jeopolitik olarak Avrupa’da, Asya’da, Ortadoğu’da önem arz eden bir ülke.

Dolayısıyla, ‘Yeni Dünya Düzeni’ başlığıyla hesap yapan malum güçlerin, irademiz dışında da olsa hesaplarının içinde yer almaktayız.

Bu güçlere göre, Türkiye’ye arzu ettikleri şekilde çeki düzen vermeden; Yeni Dünya Düzeni’ni oluşturmak pek olası değil.

Mevcut iktidarın bir dönem, Büyük Ortadoğu Projesi’ne ‘Eş Başkan’ sıfatı ile dahil edilmiş olması, Türkiye’nin bir biçimde Ortadoğu’daki karışıklığın içine ‘savaşan taraf’ olarak sokulup; bunun etkileriyle hemen her alanda zayıf düşürülmesi, söz konusu hesapların pratiğinde yer alan neticelerdir.

Yıllardır bitmeyen ve tırmanan terörü, ekonomik ve siyasal krizleri, yaşanmış darbeleri, FETÖ olgusunu, komşu kavgalarımızı ‘kendiliğinden olmuş’ kabul etmek de bu yüzden mümkün değildir.

Türkiye’nin yakın tarihindeki seyir defterinde, ‘dış güç’ etkisiyle yer almış birçok senaryo mevcuttur:

Bir ‘huzur ülkesi’ olabilmek için, Türkiye’nin öncelikle; dışarıdan tezgahlanan bu oyunların ağına düşmemesi, kendini bu tuzaklardan koruması, bağımsızlık karakteri ve özgür iradesiyle oluşturacağı politikalara yönelmesi şarttır.

Ve aslına bakarsanız; Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu anlayışın çerçevesini; 9 Kasım 1935 yılında TBMM’deki açılış konuşmasında; “Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası ailenin ancak faydalı, çalışkan, iyi geçimli bir unsuru olmak amacındadır”,

“Dünya müthiş bir gelişmeyle ilerliyor. Biz bu uyumun dışında kalmamalıyız. Süngü ile, silahla, kanla elde ettiğimiz zaferlerden sonra; kültür, bilim, teknik, ekonomi gibi alanlarda zafer kazanmak için çalışmalıyız. Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayaklarının altında kalmakla karşı karşıyadır” sözleriyle bu anlayışın ve yakın geleceğin çerçevesini çizmiştir.

Peki bu bağlamda günümüz Türkiye’sini değerlendirecek olursak neler söylersiniz? Neredeyiz?

Türkiye’nin nerede olduğunu, ‘siyaseten söylemlerin dışında’, daha sağlıklı görebilmek için, yakın geçmişte yarışa bizlerle birlikte, hatta bizden daha geriden başlamış ülkelere bakmak, ülkemizi onlarla mukayese etmek lazım.

Örneğin bir Güney Kore var karşımızda. Bu gün Güney Kore tüm dünyada bilinen, kullanılan Samsung markasını üretmiş. Yine bu ülkenin ürettiği Hyundai ve Kia marka otomobiller, ülkemiz dahil olmak üzere dünyaya pazarlanmakta.

Blackberry, Hootsuite Media, Shopify gibi teknoloji devlerinin doğduğu yer olan Kanada, bugün dünyadaki teknolojik gelişmiş ülkeler arasında ilk 10’un içinde.

Singapur, bilgi teknolojileri ve iletişim teknolojileri bakımından yine bizden çok ileride, dünya sıralaması içinde yer alıyor.

Çoğu kez lanetlediğimiz İsrail,  teknolojik açıdan dünyanın 4. sırasında gösterilmekte.

Hindistan, Silikon Vadisi, mobil uygulamalar, e-ticaret ve iş çözümlerinde lider konumda.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları ile sarsılıp, toplumun tüm bireylerinin travma geçirdiği Japonya, nükleer teknoloji, robotik uygulamalar, fotoğrafçılık, ulaşım sektöründe dev atılımlar yapmış; Nintendo, Canon, Mitsubishi, Sony ve Toyota markaları ‘dünyalı’ olmuş durumda.

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Çin’den bahsetmiyorum bile.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bugün Türkiye olarak bizim, bilim ve teknoloji alanında dünya markası yapabildiğimiz  tek bir ürün dahi ne yazık ki yok.

Dünya çok büyük bir hızla değişiyor ve gelişiyor. Hem de her alanda.

Bir Amerikan markası olan iPhone şirketinin piyasa değeri (2007 yılında üretime başladı), son 10 yıl baz alındığında 900 milyar dolara erişmiş bulunuyor.

Buna karşın, İstanbul Borsası’nın bütün şirketlerinin piyasa değeri bugün için 250 milyar dolarla ifade edilebilmekte.

Yine Türkiye Merkez Bankası’nın nakit kasası 100 milyar dolar iken, iPhone’nin kasasında 300 milyar dolar mevcut.

Sadece bu parayla belki 50 boğaz köprüsü, 10 havaalanı yapılabilir!

Bütün bunlar; bilimle, teknolojiyle, akıllı politikalar üretmekle oluyor.

Bilimsel çalışmalara verilen önem ve teknolojik gelişmelerle üretilen birçok markanın, tek başına ne anlam ifade ettiğini görmek; hem insanı imrendirmesi hem de durumu değerlendirmek açısından çarpıcı örneklerdir…

Ve görüyoruz ki; Atatürk’ün işaret ettiği noktadan çok uzakta, uygarlık yarışında gerilerde bir yerler de kalmış durumdayız.

Türkiye bu yarışta mesafe almak, halkının da mutlu olduğu daha yaşanılır bir ülke haline gelmek, dünya siyasetinde söz sahibi olmak istiyorsa; bilime, teknolojiye, eğitime AR-GE’ye önem vermek, bunlara yoğunlaşmak zorundadır.

Yine Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk’ün söylemlerinden ilham alarak ifade etmek isterim ki; kahramanlık türkülerimiz bundan böyle bilim ve teknoloji üzerine olmalıdır.

Geleceğin dünyasını şekillendirecek olan şey sanıldığı gibi petrol, su ya da yalnızca para değil; data, yani yeni veriler olacaktır.

Türkiye de; bu dataları üretecek, kullanacak ve pazarlayacak düzeye erişmek zorundadır.

Bu yüzden ivedi olarak, eğitime hak ettiği önem verilmeli. Bu konudaki kaos sona erdirilerek, çağdaş ve hayatta karşılığını bulabilen programlar üretilmelidir.

Türkiye genç bir nüfusa sahip. Dolayısıyla çalışmak, hamle yapmak için gereken en önemli potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Ülkenin ‘gençliğe’ emanet edilmesinin altında yatan sır da aslında budur!

Bizler genç beyin gücümüzü olumlu ve verimli kullanabilir, yıllardır süren beyin göçünü doğal yollardan durdurmayı başarabilir, yetişmiş bilim adamlarımızı korumayı becerebilirsek ( ! ) bunu pekala başarabiliriz.

Türkiye’deki ekonomik panorama sizce nasıl bir görüntü veriyor?

Şu ana kadar çizdiğim tablodan da anlaşılacaktır ki, ülkemizde durum ekonomik anlamda da iç açıcı değil.

İktidar çevreleri her ne kadar pembe tablolar çizseler de, gerçekte yaşanmakta olan süreç kaygı verici.

‘Hiç kimse, görmek istemeyen biri kadar kör olamaz’ sözünün yeri burası olmalı herhalde.

Gelinen noktada ‘Kral Çıplak’ demek şart oldu.

Ekonomik panoramamız her geçen gün daha kötüye gidiyor. Bunda, diğer birçok etkenin yanı sıra, uygulanan ekonomik politikaların yanlışlığı da baş rolü oynuyor.

Bugün ülkemizde terör kadar, savaş kadar ekonomi de insanımızın kafasını meşgul etmekte.

Mutlu bir azınlığın dışındaki hemen herkes, yakın geleceğinden endişe duymakta.

Gelir dağılımındaki dengesizliğin önlenememesi durumunda da; hiçbir zaman keyifli bir ekonomiden söz etmek olası değil.

Özellikle son çeyrekte; üreten değil, tüketen bir toplum olduk ve bu noktada adeta bağımlı hale getirildik. Bunun değişmesi gerek.

Diğer taraftan sadece inşaat sektörünün hareketine bağlı olarak ülke ekonomisi mesafe olamaz. Nihayetinde bu sektörde de bir tıkanıklığın olduğunu hep birlikte gözlemliyoruz.

Bir an evvel reel adımlar atılmalı ve Türkiye içinde bulunduğu ekonomik kaostan kurtarılmalıdır.

Sahip olduğu doğal zenginliklerle, dünyada kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biri olan, tarım ve hayvancılıkta ihracatçı konumundaki Türkiye’nin; artık dışarıdan sebze – meyve, saman, küçükbaş ve büyükbaş hayvan ithal eden bir ülke konumuna gelmesi hayli düşündürücüdür.

Bana yönelttiğiniz soruların her birine, kitaplar dolusu cevap vermek mümkün. Bu konularda söylenecek çok şey var. Ama sizin de sayfalarınız sınırlı. O yüzden, bu söyleşide konuları ‘değinerek’ geçiyorum.

Düşüncelerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz.

Böyle bir fırsatı verdiğiniz için ben de sizlere teşekkür ederim.

Her şeye rağmen gelecekten ümitliyim. Bu millet çok daha zor işlerin altından kalkmasını bilmiştir. Bunun da altından kalkacağımıza inanıyorum.

 

 

 

Beğen FAVORİ YORUM OKU
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster
0
Bu paylaşım hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz, lütfen bir yorum yapın.x
()
x