Yirmi iki yıldır sokaklarda müzik yapan Ersin Aşık, akordeonunun körüğüne yalnızca notaları değil; ailesine duyduğu sevgiyi, hayat mücadelesini ve hiç eksilmeyen umudunu da sığdırıyor.
Yozgat’ta soğuk bir gün…

İnsanlar yakalarını kaldırmış, adımlarını hızlandırmış; bir an önce sıcak bir yere ulaşmaya çalışıyor. Eski Askerlik Şubesi’nin önünden geçerken, şehrin gündelik telaşına sıcacık bir akordeon sesi karışıyor.
O sesin başında Ersin Aşık var.
Kimi durup dinliyor, kimi uzaktan gülümsüyor, kimi de cebinden çıkardığı küçük bir parayla bu güzel emeğe ortak oluyor. Ersin Aşık ise havanın soğuğuna, yağmura ve hayatın bütün ağırlığına rağmen çalmaya ve söylemeye devam ediyor.

Çünkü onun için müzik yalnızca bir geçim kapısı değil; hayata tutunma biçimi…
23 Eylül 1979’da İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde dünyaya gelen Ersin Aşık, Erzincan Kemaliyeli bir ailenin evladı. İstanbul’un insan kalabalığı, sokakları ve birbirine karışan sesleri arasında büyürken müzikle kurduğu bağ da giderek güçlendi.
Akordeon çalmayı, def tutmayı ve söylemeyi hayatının ayrılmaz bir parçası hâline getirdi. İçinden taşan duygular zamanla kendi bestelerine dönüştü. Bestelediği bazı eserleri ilahi sanatçılarına verdi. Böylece onun gönlünde doğan nağmeler, başka seslerde ve başka gönüllerde yaşamaya devam etti.
Fakat hayat, Ersin Aşık’ın önüne her zaman notalarla örülü kolay bir yol çıkarmadı.

Geçimini sağlayabilmek için farklı dönemlerde birçok işte çalıştı. Kimi zaman sabit bir işte tutunmaya, kimi zaman yeni bir kapı açmaya uğraştı. Önüne çıkan hiçbir işi küçümsemedi. Çünkü onun dünyasında helalinden kazanılan her lokmanın, alın teriyle yapılan her işin ayrı bir değeri vardı.
Sonunda, çocukluğundan beri içinde taşıdığı müziğin kendisi için en doğru yol olduğuna karar verdi. Tam 22 yıldır sokak sanatçılığı yaparak evine ekmek götürüyor.
Ersin Aşık evli ve 18 yaşına girmek üzere olan Abdülkadir isimli bir erkek çocuk babası. Abdülkadir özel ihtiyaçları bulunan bir genç. Eşi ise epilepsi rahatsızlığıyla mücadele ediyor.
Ersin Aşık’ın sokak müziğini tercih etmesinin ardında yalnızca sanat tutkusu değil, ailesine yakın olabilme arzusu da bulunuyor. Sabit bir işte çalıştığı dönemlerde, işe gitmesi gereken saatlerde eşinin rahatsızlandığına ya da oğlunun okula hazırlanması gerektiğine şahit oldu. Bir yanda çalışma mecburiyeti, diğer yanda ailesinin kendisine duyduğu ihtiyaç vardı.
O da hayatın kendisine çizdiği yolu değiştirmek yerine, kendi yolunu açtı.
Sokaklarda müzik yaptığında zamanını daha rahat düzenleyebiliyor; gerektiğinde eşinin ve oğlunun yanında olabiliyor. Akordeonunu omzuna alıp evinden çıkarken yalnızca para kazanmaya değil, ailesine karşı taşıdığı sorumluluğu yerine getirmeye gidiyor.
Ersin Aşık’ın hikâyesini değerli kılan da tam olarak burada saklı: O, karşısına çıkan zorlukları bir mazerete değil, mücadele gerekçesine dönüştürüyor.
“Allah’a şükürler olsun, bir gayretim var” derken, aslında bütün hayatını birkaç kelimeyle özetliyor.
Son 10 yıldır Yozgat’ta yaşayan Ersin Aşık, çoğunlukla eski Askerlik Şubesi önünde müzik yapıyor. Zaman zaman Kayseri’ye gidiyor; bazı dönemlerde ise doğduğu şehir İstanbul’un Beyoğlu ve Pendik sokaklarında sanatını icra ediyor.
Nereye giderse gitsin, akordeonu onun hem yol arkadaşı hem de dili oluyor.
Onu dinleyenler yalnızca bir şarkı işitmiyor. Akordeonun her açılıp kapanışında bir babanın nefesi, bir eşin sadakati ve hayata karşı dimdik duran bir insanın kalp atışları duyuluyor.
Bugün Ersin Aşık, sokak sanatçılığının yanı sıra haftanın üç günü bir camide temizlik görevlisi olarak çalışıyor. Camiyi temizlerken de sokakta akordeon çalarken de aynı samimiyetle, aynı sorumluluk duygusuyla işine sarılıyor. Çünkü ona göre insanın yaptığı işten çok, o işi nasıl yaptığı önem taşıyor.
Ersin Aşık’ın elleri bazen bir temizlik bezini, bazen bir defi, bazen de akordeonun tuşlarını tutuyor. Fakat o ellerin asıl taşıdığı şey, ailesinin geleceğine duyduğu inanç…
Sanatçı bir ruha sahip olan Ersin Aşık, hayatın sert yüzünü müziğin yumuşak diliyle karşılıyor. Yağmur yağdığında bir saçak altına sığınıyor, soğukta ellerini ısıtıp yeniden akordeonuna uzanıyor. İnsanların telaşla geçtiği sokakları, birkaç dakikalığına da olsa daha güzel ve daha yaşanır bir yere dönüştürüyor.
Onun mücadelesinde gösteriş yok.
Sessiz ama güçlü bir dirayet, mütevazı ama onurlu bir duruş var.
“Kendi ayaklarının üzerinde durmak çok güzel bir şey” diyen Ersin Aşık, çalışmaktan ve gayret etmekten hiç vazgeçmiyor. Hayatta aşılmayacak engeller olmadığına inanıyor. Yeter ki insanın içinde biraz cesaret, biraz sabır ve yeniden başlayacak kadar umut bulunsun…
Yolunuz bir gün Yozgat’a düşer ve eski Askerlik Şubesi’nin önünden geçerken bir akordeon sesi duyarsanız, adımlarınızı biraz yavaşlatın.
Çünkü orada yalnızca şarkı söyleyen bir sokak sanatçısı bulunmuyor.
Orada; eşine omuz, oğluna baba, evine umut olmaya çalışan bir insan var.
Orada Ersin Aşık var…
Akordeonunun körüğüne hayatın bütün kederlerini doldurup onları güzel bir ezgiye dönüştüren; çaldıkça çoğalan, söyledikçe güçlenen ve her şeye rağmen hayata sevgiyle bakan güzel bir insan…


