Pendik Gazetesi

ANALİZ – DENİZ AYDEMİR

Yazılarıma ve fikirlerime gazetelerinde yer veren iki değerli dostum da benden sürece dair bir değerlendirme yazısı istediler.

Bir kaç gündür yazmak istiyorum ama gündüz iş yoğunluğundan fırsat bulamıyor, iftar sonrası ise yorgunluktan yazı yazamıyordum.

Ama bu gün pazar ve artık bahanem yok.

 

Size bir pandemi yazısı yazmayacağım. Zira bütün televizyon kanallarında durmadan buna dair yorumlar dinliyorsunuz.

Ben size ekonomi ve siyasete dair bir değerlendirme yapmak istiyorum.

 

Pandemi dünyayı bir ekonomik kriz beklentisi içerisindeyken yakaladı.

Ama bizi derin bir krizin tam ortasında buldu!

Hem de öyle böyle bir kriz değil.

Her ne kadar hazine ve maliye bakanı ekranlara çıkıp sık sık ekonomik güzellemeler yapsa da, gerçekler maalesef onu doğrulayacak durumda değil.

 

İşsizlik rekor üstüne rekor kırarken, işi olanların alım gücündeki düşüş, istatistik kurumunun açıkladığı enflasyon rakamlarıyla pek örtüşmüyor.

Sınıfsal farklılık bir sosyal patlamayı tetikleyecek seviyeye çok yaklaştı.

İktidardan bunu önlemeye dair tedbirler beklemek elbette hakkımız ama onların da artık yapabilecek çok şeyi kalmadı.

Uzun zamandır – hatta hiç kimse bir ekonomik krizin varlığını bile ağzına almazken – ben yine bu gazete sayfalarından ısrarla kötü yönetim anlayışının bizi derin bir krize doğru götürmekte olduğunu yazıyordum.

Ve ısrarla yine yazmak istiyorum.

Ekonomiyi kötü değil çok kötü yönetiyoruz. Bu ekonomik anlayış bizi feraha çıkarmaktan çok uzak. Aksine zorlukları büyütmeye devam edecek gibi görünüyor.

‘Ama sen de hep eleştiriyorsun, peki hiç çözüm önerin yok mu’ demeyin diye daha önce çok defa yazdığımı belirtmekte fayda görüyorum.

 

Türkiye acilen güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmeli, güçler ayrılığı ilkesini tam anlamıyla kurumsallaştırmalı, adalete güveni tesis etmelidir.

 

Bunları yapabilmek için de öncelikle bu kötü sistemin mimarı olan partiden AKP’den kurtulmak ilk şart.

Şimdi AKP’den kurtulmak deyince beni de darbeci ilan etmesinler diye açıklık getirmekte fayda görüyorum. Ben bu sene içinde bir erken seçim öngörüyorum.

Bunu da daha önce yazmıştım. Ve bu seçimde iktidarın değişmesi, bana göre ülkenin geleceği açısından çok önemli.

 

Sosyal medya hesaplarımdaki mesaj kutularım, sıklıkla ekonomik sıkıntıların dile getirilmesine dair yakınmalara ve iyi işlemeyen adalet sistemine dair şikâyetlerle dolu.

 

Adalet süreçleri daha şeffaf, daha güvenilir hale getirilmedikçe, suçlu da suçsuz da haksızlığa uğradığını düşünmeye devam edecek. ‘Büyük devlet’ suçlulara bile adaletli davranabilen devlettir. Büyük devlet naraları atanlar bunu da dikkate almalılar.

AKP hükümeti, önünde duran çığ gibi sorunlarla mücadele etmek yerine, o sorunları dile getirenlerle mücadele etmeyi tercih ediyor. Bu gidişin sonu sandıkta hezimettir.

 

Darbe meselesine de birkaç satır ekleme yapmak lazım. CHP sözcülerinin açıklamalarında darbe iması olmadığını hepimiz biliyoruz. Aslında iktidar da biliyor ama bilmezlikten geliyor. Çünkü bunu konuşmak işlerine geliyor. Bunu konuşunca milletin açlığını, sefaletini konuşmaya fırsat kalmayacak.

Ama bu darbe lafları arasında gözden kaçan bir açıklama vardı. Biz İsmet Paşa gibi şapkamızı alıp gitmeyiz dedi bir iktidar sözcüsü.

Bu söylemin Türkçesi şudur: Biz seçim kaybetsek de iktidarı teslim etmeyeceğiz. Zira İsmet Paşa seçim kaybettiğinde şapkasını alıp gitmişti.

 

Muhalefetin gözden kaçırdığı bu söylem çok tehlikeli bir söylem. İktidar sözcüsünden bu söylemin altını doldurması istenmeli, hatta samimi ikrarla halktan özür dilemesi sağlanmalıdır. Kimse milletin iradesinden üstün değildir. Kimsenin ben halkın seçtiğini beğenmiyorum deme hakkı yoktur.

Asıl darbecilik budur!

Beğen FAVORİ YORUM OKU
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster
0
Bu paylaşım hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz, lütfen bir yorum yapın.x
()
x