EKONOMİ NEREYE KOŞUYOR

Ekonomide bugün neler yaşandığını anlayabilmek için geçmişte yaşanan bazı gelişmeleri kısaca hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum.

Türkiye 2000-2001 yıllarında sonuçları herkes için çok ağır olan büyük bir ekonomik krizden geçti. Bu ekonomik kriz öyle büyüktü ki ekonomide, siyasette ve toplumsal hayatta çok ciddi sonuçları oldu. Ekonominin teslim edildiği Kemal Derviş’in yönetimi ve İMF’nin müdahaleleriyle özellikle ekonomi yönetimi ve anlayışı baştan aşağıya değişti.

Ekonominin ve ülkenin içinden geçtiği zorlu şartlar tam toparlanmaya başlamışken Türkiye, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin isteğiyle 2002 yılında erken genel seçimlere gitti ve AKP iktidarıyla tanıştı. Aslında Bülent Ecevit’in Başbakanlığında, Kemal Derviş’in ve ekonomi yönetiminin müdahaleleriyle toparlanmaya başlayan mali piyasalar 2002 yılında yapılan erken seçimlerin ardından ciddi bir büyümeye doğru gitti.

2002 erken genel seçimlerinden sonra uzun süren koalisyon hükümetlerinin yerini tek parti iktidarının alması ve yönetimde bir istikrar oluşacağı kanaatiyle birlikte ABD kaynaklı ucuz ve bol para Türkiye ekonomisinde bir anda işleri tersine döndürerek bahar havası yaşanmasına sebep oldu. Dövizin ve enflasyonun düşüşüne bağlı olarak faizlerinde düşmesiyle birlikte canlanan ticari hayatla birlikte Türkiye hızlı bir büyüme trendi yakaladı. Türkiye’ye akan sıcak paranın yarattığı atmosferden kaynaklı olarak oluşan yalancı baharın etkisiyle ekonomik krizlerden bunalan insanlarımız hızlı bir şekilde tüketime yöneldiler. O günlerde ülkede yaşayan herkes düşen faizlerinde etkisiyle kendine bir ev ve otomobil almak için yapılan kampanyalarda sıraya girmeye başladılar. Bu trendle birlikte özellikle inşaat sektörü kaynaklı ve tüketime dayalı büyüme 2002-2007 döneminde AKP iktidarının altın döneminin yaşamasına sebep oldu. Ancak içinde olduğu yalancı bahara inanarak her şeyi tozpembe gören AKP iktidarı ciddi hatalar da yapmaya başladı.

Hepiniz hatırlarsınız. O dönemde ekonomide eleştiriler özellikle şu noktalarda yoğunlaşıyordu.

  • Mali piyasaların yanında reel piyasalara yeterli destekte bulunulmaması ve katma değer yaratan ürünlerin üretilememesi,
  • Özelleştirme politikalarının yanlış uygulanması,
  • Ekonomik kalkınmanın öncüsü olarak inşaat sektörünün seçilmesinin yanlışlığı.

Bu tartışmaların olduğu dönemde bütün ekonomistler ağız birliği etmişçesine bu ekonomik modelin daha önce başka ülkelerde denendiğini ve her yerde iflas ettiğini dile getiriyorlardı. Ancak iktidar bütün ekonomik büyüme modelini sürdürülebilir olmayan inşaat rantı üzerine kurmayı tercih ederek büyük bir hata yaptı.

AKP iktidarı paranın bol ve ucuz olduğu dönemde ülkeye gelen sıcak paradan kazanılan zenginliği üretime ve reel sektöre döndürmek yerine betona ve toprağa gömmeyi tercih etti. Katma değer yaratarak ülkeye döviz girişi sağlayacak ürünler üretmek yerine iğneden ipliğe, samandan ete kadar her şeyi dışarıdan ithal etmeye başladık. Bugün itibariyle çoğunluğu özel şirketlere ait olmak üzere 458 milyar dolarlık dış borç ve 57 milyar dolar cari açığa, tüketime dayalı bu ekonomik model nedeniyle ulaştık. Kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var.  2002 yılında Türkiye’nin cari açığı sadece 626 milyon dolarken dış borcu da bugünkü borcun sadece üçte biri kadar olan 129,6 milyar dolardı. Yine o dönemde Telekom’dan, Tekel’e, SEKA’dan Sümerbank’a oradan son dönemdeki Şeker fabrikalarına kadar üretime dair ne varsa satıldı ve yerine hiçbir şey konulmadı. Tekel neredeyse deposunda bulunan malların değeri kadar, Telekom kasasında bulunan sadece nakit varlığın 3 katı fiyata yani bedavaya yabancılara satıldı. SEKA tümden satıldığı ve kapatıldığı için bugün Türkiye bütün kağıt ihtiyacını ithalatla sağlıyor.

Sonuç olarak yanlış yapılan çok sayıda özelleştirmede KİT’leri alan yatırımcılar onları dünyayla rekabet edebilecek yeni üretim teknolojileriyle donatarak ülkenin kalkınmasına katkıda bulunan üretim merkezleri haline dönüştüreceğine, arsalar başta olmak üzere bu şirketlerin bütün değerlerini haraç mezat satarak içlerini boşalttılar. Özellikle Anadolu’da bulunan fabrikalarda çalışan on binlerce kişi işten çıkartılarak işsizler kervanına katıldı ve İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere göç ettiler. Bu hatalı özelleştirmeler nedeniyle pek çok Anadolu şehri ciddi ekonomik kayıplar yaşadı.

Ekonomide yaşanan hataların üzerine dış politikada yapılan yanlışlar sonucunda dünyada ve bölgemizde yalnızlaşmamız, otoriterleşen bir yönetim anlayışı, hain darbe girişiminin üzerine olağanüstü hal uygulamalarıyla beraber devlet yönetiminde liyakatin yerini torpil ve partizanlığın alması, ekonomide bilimsel gerçeklerin yerini hamasete bırakması, devlette yapılan olağanüstü harcamalarla birlikte ağır bir israf ve aşırı pahalı biten yanlış yatırımların sonucunda bugün 2000 öncesi döneme geri döndük.

Şimdi %20’ye yaklaşan enflasyon ve faiz, her gün yeni bir tarihi zirve yaşayan döviz kurlarıyla sonuçları geçmiştekinden daha ağır olacak bir ekonomik kriz gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bu gerçeklerin ışığında o zor soruyu soralım. Ekonomi nereye koşuyor?

Üzülerek söylüyorum ki başladığımız yere. Yani İMF’li yıllara. Üstelik bu sefer içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle İMF’li yıllar bir öncekinden daha zor ve çetin geçecek.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.